Ankara’dan Erivan’a vizesiz yol: Güney Kafkasya’da normalleşme

Ankara’dan Erivan’a vizesiz yol: Güney Kafkasya’da normalleşme

Ankara’dan Erivan’a vizesiz yol: Güney Kafkasya’da normalleşme Ankara’dan Erivan’a vizesiz yol: Güney Kafkasya’da normalleşme

Ankara’dan Erivan’a vizesiz yol: Güney Kafkasya’da normalleşme

Dışişleri Bakanlığı, Kafkasya için yeni bir gelişmeyi duyurdu; “Türkiye ile Ermenistan Arasında İki Ülkenin Resmi Pasaport Hamilleri için Vize Kolaylaştırma Kararı; Türkiye ile Ermenistan Normalleşme Süreci Özel Temsilcileri arasında varılan mutabakat çerçevesinde, Türkiye ve Ermenistan, diplomatik, hizmet ve hususi pasaport hamilleri için vize sürecini kolaylaştırma kararı almıştır. İki ülkenin diplomatik, hizmet ve hususi pasaport hamilleri 1 Ocak 2026 tarihi itibariyle ücretsiz olarak e-vize alabileceklerdir. Bu vesileyle, Türkiye ve Ermenistan, iki ülke arasındaki normalleşme sürecini, tam normalleşme hedefiyle ön koşulsuz olarak sürdürmek konusundaki taahhütlerini bir kere daha teyit etmektedir.”

Türkiye ile Ermenistan arasında vize rejiminin gevşetilmesi ya da tamamen kaldırılması, ilk bakışta teknik bir düzenleme gibi algılanabilir. Oysa mesele pasaport damgaları; sınır kapılarındaki prosedürlerden çok daha derindir.

Ankara–Erivan hattında konuşulan her “küçük adım”, Güney Kafkasya’nın geleceğine dair büyük bir soruyu da beraberinde getirir: Bu coğrafyada kalıcı normalleşme mümkün mü? Cevap evet! Kafkasya’da normalleşecek.

On yıllardır kapalı sınırlar, donmuş diplomatik ilişkiler ve karşılıklı güvensizlik üzerinden şekillenen bir ilişki biçiminden söz ediyoruz. Bu nedenle “vizesiz seyahat” ifadesi bile başlı başına zihinsel bir eşiği temsil ediyor. Çünkü vize yalnızca bir idari belge değildir; aynı zamanda güvenin, niyetin ve siyasi iradenin sembolüdür.

Vize: Sessiz bir siyasi mesaj…

Devletler, vatandaşlarının karşı ülkeye serbestçe gidebilmesine izin veriyorsa, bu en azından “tehdit algısı”nın bir ölçüde geride bırakıldığını gösterir.

Büyük deklarasyonlara gerek kalmadan atılan bu tür adımlar, diplomaside “yumuşak güç” alanının en etkili araçlarıdır.

Ancak burada aşırı iyimserliğe de kapılmamak gerekir. Vize muafiyeti; tarihsel anlaşmazlıkları çözmez, diplomatik ilişkilerin tam tesisinin yerini tutmaz, kapalı sınırları otomatik olarak açmaz. Ama bir kapı aralar.

Sorun da tam burada başlar: O kapıdan geçmeye gerçekten hazır mıyız?

Türkiye ve Ermenistan, 2022’den beri kendi aralarında konuşmaya başladı. Devletler hazır, gerisi kamuoyuna kaldı.

Ekonomi konuşmaya başlarsa!..

Türkiye açısından bakıldığında normalleşmenin en somut getirisi, ekonomi ve ulaştırma alanında ortaya çıkabilir. Kapalı kalan sınırlar en çok Doğu Anadolu’yu etkiledi. Kars’tan Iğdır’a, Erzurum’dan Ağrı’ya kadar geniş bir coğrafya, yıllardır potansiyelinin altında bir ekonomik döngüye mahkûm.

Vizesiz seyahat; küçük ve orta ölçekli işletmeler, turizm, kültürel ve akademik temaslar için yeni bir alan açabilir.

Türkiye’nin Kafkasya ve Türkistan’a uzanan kara bağlantılarının/ koridorların güçlenmesi de cabası.

Ankara bu süreci sıfır toplamlı bir oyun olarak değil, doğru yönetildiği takdirde “kazan–kazan” potansiyeli taşıyan bir açılım olarak görüyor.

Elbette bu kazanımların sürdürülebilir olması, siyasi sürecin öngörülebilirliğine bağlı. Ekonomi, belirsizliği sevmez.

Azerbaycan faktörü: Kırmızı çizgiler net…

Türkiye’nin Ermenistan politikasında en belirleyici unsur Azerbaycan’dır.

Bu bir tercih değil, stratejik bir gerçekliktir. Ankara, normalleşme sürecini Bakü’nün hassasiyetlerini gözetmeden ilerletmeyeceğini defalarca ortaya koydu.

2020 Karabağ Savaşı sonrasında oluşan yeni dengeler, Türkiye’nin elini güçlendirdi. Ankara, bu yeni statükonun Ermenistan tarafından kabul edilmesini ve bölgesel iş birliğine dönüştürülmesini normalleşmenin temel şartlarından biri olarak görüyor.

Kısacası Erivan için normalleşme, yalnızca Ankara ile değil, bölgesel gerçeklerle de yüzleşmeyi gerektiriyor.

En zor alan: Zihinler…

Belki de en çetin mesele psikolojik olanı. On yılların biriktirdiği korkular, önyargılar ve klişeler tek bir kararla ortadan kalkmıyor. Ancak insanlar temas ettikçe, hikâyeler çoğaldıkça, “öteki” biraz daha sıradanlaşıyor.

Vizesiz seyahat bu açıdan bir fırsat sunabilir. Ama aynı zamanda risk de barındırır. Sürecin iç siyasette bir manipülasyon aracına dönüşmesi, provokatif olaylarla zehirlenmesi ihtimali her zaman masada. Kamuoyu güveni kırılgandır; bir kez sarsıldığında onarmak zordur.

Sonuç: Sembol mü, strateji mi?..

Ankara–Erivan normalleşmesi Türkiye açısından ihtiyatlı bir iyimserlikle yürütülen çok katmanlı bir süreçtir. Ne romantik beklentilerle ne de refleksif korkularla ele alınabilir. Vizesiz seyahat, ilişkilerin zirvesi değil; belki de en başıdır.

Asıl soru şudur: Bu sembolik adım uzun vadeli bir stratejiye dönüşebilecek mi, yoksa bölgenin kronik “kaçırılmış fırsatlar” listesine bir yenisi mi eklenecek?

Cevap yalnızca hükümetlerin değil, toplumların da vereceği bir cevap olacak. Kapılar önce zihinlerde açılır. Vize meselesi, şimdilik sadece bunun provası gibi duruyor.

Not:

1-Yalova’da meydana gelen terör olayında şehit olan polislerimize, Allah (cc) rahmet ve mağfiret eylesin.

2- Günümüzde sosyal, etnik, dini, siyasi ve ekonomik yapısı farketmeksizin tüm ülkeler terörle yüzleşebilir.

3- DAEŞ benzeri örgütlerle mücadele Laiklikle olmaz. Çözüm, geniş kitlelere İslam’ın doğrudan anlatımı ve İslam Yaşam Modeline geçişle olur.

4- Halkımız, resmi açıklamaları takip etmeli, kargaşaya yol açacak sokak çağrılarına dur demeli, yaşam alanında konu komşuya dikkat etmeli, dik ve dirayetli davranmalı.

.

Mehmet Yıldırım, dikGAZETE.com

Ankara’dan Erivan’a vizesiz yol: Güney Kafkasya’da normalleşme

Dışişleri Bakanlığı, Kafkasya için yeni bir gelişmeyi duyurdu; “Türkiye ile Ermenistan Arasında İki Ülkenin Resmi Pasaport Hamilleri için Vize Kolaylaştırma Kararı; Türkiye ile Ermenistan Normalleşme Süreci Özel Temsilcileri arasında varılan mutabakat çerçevesinde, Türkiye ve Ermenistan, diplomatik, hizmet ve hususi pasaport hamilleri için vize sürecini kolaylaştırma kararı almıştır. İki ülkenin diplomatik, hizmet ve hususi pasaport hamilleri 1 Ocak 2026 tarihi itibariyle ücretsiz olarak e-vize alabileceklerdir. Bu vesileyle, Türkiye ve Ermenistan, iki ülke arasındaki normalleşme sürecini, tam normalleşme hedefiyle ön koşulsuz olarak sürdürmek konusundaki taahhütlerini bir kere daha teyit etmektedir.”

Türkiye ile Ermenistan arasında vize rejiminin gevşetilmesi ya da tamamen kaldırılması, ilk bakışta teknik bir düzenleme gibi algılanabilir. Oysa mesele pasaport damgaları; sınır kapılarındaki prosedürlerden çok daha derindir.

Ankara–Erivan hattında konuşulan her “küçük adım”, Güney Kafkasya’nın geleceğine dair büyük bir soruyu da beraberinde getirir: Bu coğrafyada kalıcı normalleşme mümkün mü? Cevap evet! Kafkasya’da normalleşecek.

On yıllardır kapalı sınırlar, donmuş diplomatik ilişkiler ve karşılıklı güvensizlik üzerinden şekillenen bir ilişki biçiminden söz ediyoruz. Bu nedenle “vizesiz seyahat” ifadesi bile başlı başına zihinsel bir eşiği temsil ediyor. Çünkü vize yalnızca bir idari belge değildir; aynı zamanda güvenin, niyetin ve siyasi iradenin sembolüdür.

Vize: Sessiz bir siyasi mesaj…

Devletler, vatandaşlarının karşı ülkeye serbestçe gidebilmesine izin veriyorsa, bu en azından “tehdit algısı”nın bir ölçüde geride bırakıldığını gösterir.

Büyük deklarasyonlara gerek kalmadan atılan bu tür adımlar, diplomaside “yumuşak güç” alanının en etkili araçlarıdır.

Ancak burada aşırı iyimserliğe de kapılmamak gerekir. Vize muafiyeti; tarihsel anlaşmazlıkları çözmez, diplomatik ilişkilerin tam tesisinin yerini tutmaz, kapalı sınırları otomatik olarak açmaz. Ama bir kapı aralar.

Sorun da tam burada başlar: O kapıdan geçmeye gerçekten hazır mıyız?

Türkiye ve Ermenistan, 2022’den beri kendi aralarında konuşmaya başladı. Devletler hazır, gerisi kamuoyuna kaldı.

Ekonomi konuşmaya başlarsa!..

Türkiye açısından bakıldığında normalleşmenin en somut getirisi, ekonomi ve ulaştırma alanında ortaya çıkabilir. Kapalı kalan sınırlar en çok Doğu Anadolu’yu etkiledi. Kars’tan Iğdır’a, Erzurum’dan Ağrı’ya kadar geniş bir coğrafya, yıllardır potansiyelinin altında bir ekonomik döngüye mahkûm.

Vizesiz seyahat; küçük ve orta ölçekli işletmeler, turizm, kültürel ve akademik temaslar için yeni bir alan açabilir.

Türkiye’nin Kafkasya ve Türkistan’a uzanan kara bağlantılarının/ koridorların güçlenmesi de cabası.

Ankara bu süreci sıfır toplamlı bir oyun olarak değil, doğru yönetildiği takdirde “kazan–kazan” potansiyeli taşıyan bir açılım olarak görüyor.

Elbette bu kazanımların sürdürülebilir olması, siyasi sürecin öngörülebilirliğine bağlı. Ekonomi, belirsizliği sevmez.

Azerbaycan faktörü: Kırmızı çizgiler net…

Türkiye’nin Ermenistan politikasında en belirleyici unsur Azerbaycan’dır.

Bu bir tercih değil, stratejik bir gerçekliktir. Ankara, normalleşme sürecini Bakü’nün hassasiyetlerini gözetmeden ilerletmeyeceğini defalarca ortaya koydu.

2020 Karabağ Savaşı sonrasında oluşan yeni dengeler, Türkiye’nin elini güçlendirdi. Ankara, bu yeni statükonun Ermenistan tarafından kabul edilmesini ve bölgesel iş birliğine dönüştürülmesini normalleşmenin temel şartlarından biri olarak görüyor.

Kısacası Erivan için normalleşme, yalnızca Ankara ile değil, bölgesel gerçeklerle de yüzleşmeyi gerektiriyor.

En zor alan: Zihinler…

Belki de en çetin mesele psikolojik olanı. On yılların biriktirdiği korkular, önyargılar ve klişeler tek bir kararla ortadan kalkmıyor. Ancak insanlar temas ettikçe, hikâyeler çoğaldıkça, “öteki” biraz daha sıradanlaşıyor.

Vizesiz seyahat bu açıdan bir fırsat sunabilir. Ama aynı zamanda risk de barındırır. Sürecin iç siyasette bir manipülasyon aracına dönüşmesi, provokatif olaylarla zehirlenmesi ihtimali her zaman masada. Kamuoyu güveni kırılgandır; bir kez sarsıldığında onarmak zordur.

Sonuç: Sembol mü, strateji mi?..

Ankara–Erivan normalleşmesi Türkiye açısından ihtiyatlı bir iyimserlikle yürütülen çok katmanlı bir süreçtir. Ne romantik beklentilerle ne de refleksif korkularla ele alınabilir. Vizesiz seyahat, ilişkilerin zirvesi değil; belki de en başıdır.

Asıl soru şudur: Bu sembolik adım uzun vadeli bir stratejiye dönüşebilecek mi, yoksa bölgenin kronik “kaçırılmış fırsatlar” listesine bir yenisi mi eklenecek?

Cevap yalnızca hükümetlerin değil, toplumların da vereceği bir cevap olacak. Kapılar önce zihinlerde açılır. Vize meselesi, şimdilik sadece bunun provası gibi duruyor.

Not:

1-Yalova’da meydana gelen terör olayında şehit olan polislerimize, Allah (cc) rahmet ve mağfiret eylesin.

2- Günümüzde sosyal, etnik, dini, siyasi ve ekonomik yapısı farketmeksizin tüm ülkeler terörle yüzleşebilir.

3- DAEŞ benzeri örgütlerle mücadele Laiklikle olmaz. Çözüm, geniş kitlelere İslam’ın doğrudan anlatımı ve İslam Yaşam Modeline geçişle olur.

4- Halkımız, resmi açıklamaları takip etmeli, kargaşaya yol açacak sokak çağrılarına dur demeli, yaşam alanında konu komşuya dikkat etmeli, dik ve dirayetli davranmalı.

.

Mehmet Yıldırım, dikGAZETE.com