- 14-01-2026 08:19
- 4030
Ankara’nın Halep üzerinden Suriye hesabı ne?
Suriye sahasında yaşanan her gelişmeyi sıradan bir askeri olay diye nitelemek mümkün olmaz. Ankara, bu coğrafyaya dar bir güvenlik penceresinden bakmak yerine devlet aklı ile yaklaşmaktadır. Türkiye açısından Suriye, sınır hattındaki birliklerle denetlenen bir alan olmaktan öte; tarih boyunca Anadolu ile Ortadoğu’nun ticaret, nüfus ve siyaset bağlarını buluşturan karmaşık bir denklemdir. Bu bakış açısıyla, Halep’teki hareketler, bir-iki mahalledeki çatışmalardan ibaret görülmemelidir; bunlar Ankara’nın güney hattına dair bağımsız siyaset çizgisini yansıtır.
Halep’in YPG/SDG unsurlarından temizlenmesi, Ankara’nın uzun süredir savunduğu güvenlik hattının mühim bir parçasıdır. Türkiye, bu hattı kurarken tek başına askeri araçlara dayanmamaktadır; hattın kalıcılığı, sahadaki gelişmelerin Washington, Moskova veya Şam merkezli planlarla uyumuna göre ölçülmelidir. Ankara, Halep için verdiği kararın arkasında tam bir devlet aklı bulunduğunu açıkça göstermiştir.
Halep, yüz yıllık tarihi bağları ve coğrafi konumu sebebiyle Türkiye açısından sıradan bir kentten çok daha öte bir anlam taşır. Osmanlı döneminden bu yana bu şehir, Anadolu ile Şam arasındaki etkileşimin ana kapısı vazifesini görmüştür. Bugün de buradaki güç değişimleri, sınır hattının denetimi kadar bu hattın ekonomik ve demografik yapısını da etkilemektedir. Türkiye, bu etkiyi güvenlik penceresinden yorumlamakla yetinmeyip, geleceğin siyasetini belirleyecek düğümler diye değerlendirmektedir.
Sahadaki son gelişmeler, ABD yönetiminin Suriye’deki tutumuyla doğrudan bağlantılıdır. Washington, geçen yıl Suriye’ye dair yeni bir yaklaşım belgesi yayımlayarak Şam yönetimine yönelik yaptırımların kısıtlı bir bölümü için ön koşullar belirlemiştir; bu kapsamda Şam’ın terörizme karşı somut adımlar atması ve güvenlik ortamını iyileştirmesi istenmiştir. Lakin bu tutum, PYD unsurlarının geleceğine dair doğrudan bir çözüm getirmemiştir.
Bu gelişmeler, Ankara’nın bakışını kuvvetlendirmiştir. Türkiye, Washington’un Suriye’de siyasi çözüm üretmekten uzak bir çizgi izlemesini şüpheli bir eğilim diye görmüştür. Bu durum, Türkiye’nin sahada belirlediği hedeflerle ABD’nin tutumu arasında ciddi farklar bulunduğunu kanıtlamaktadır. Ankara, bu farkı eleştirmekle yetinmeyip Washington ile diplomatik iletişim hatlarını açık tutarak, kendi çıkarlarını koruyan bir bakış açısı geliştirmektedir.
Rusya cephesinde yaşananlar da benzer bir karmaşık tablo sunmaktadır. Moskova, Suriye’deki yeni yönetimle kalıcı ilişkiler kurma niyetindedir ve bu yönde beyanatlar vermiştir. Rus Dışişleri Bakanı’nın Suriye otoritesinin egemenliğini ve siyasi birliğini destekledikleri yönündeki açıklamaları, Ankara’nın Moskova ile yürüttüğü diyalog boyutlarını değiştirmektedir. Türkiye, bu tür beyanatları, kendi amaçlarına uygun şekilde yönlendirilmesi gereken bir iletişim fırsatı olarak değerlendirmektedir.
Ankara’nın tutumu, Rusya ile Washington arasındaki ayrışmayı kendi lehine çevirme gücünü ortaya koymaktadır. Türkiye, Moskova ile diyalog hattını korurken kendi güvenlik çıkarlarını merkeze yerleştirmektedir. Bu sebeple Halep’te yaşanan gelişmeler, fiziki denetimin ötesinde bir diplomatik hamle diye okunabilir. Türkiye, sahada elde ettiği sonuçları masaya taşıyarak kendi çıkarlarını korumayı bilecektir.
Halep meselesinde Ankara’nın yaklaşımı sert ve net bir çizgi izleyecektir: Türkiye, kendi sınır hattında kendisi dışındaki güçlerin planlarını dayatmasına müsaade etmeyecektir. Bu duruş, Ankara’nın Suriye siyasetinin bir parçası olduğu kadar ittifaklar ve karşı ittifaklar arasında denge kurma yeteneğinin de ispatıdır.
Washington, terör tehdidini gerekçe göstererek PKK bağlantılı örgütlerin konumuna dair somut bir çözüm sunamamıştır. Bu durum Ankara’da bir güven bunalımına yol açmaktadır; çünkü Türkiye için bu örgütler askeri tehdit oluşturmanın yanı sıra sınır hattında istikrarsızlık kaynağıdır. Türkiye her türlü diplomatik girişimle bu durumu ABD’li paydaşlarına anlatmaya çalışmaktadır.
Türkiye, bu ortamda dış aktörlerin stratejik tercihlerini izlemekle yetinmeyip kendi konumunu net bir biçimde ifade etmektedir. Ankara, ABD ile diplomatik görüşmeleri sürdürürken Washington’a terör örgütlerine dair bakışını açıkça anlatmaktadır.
Bu çerçevede Halep, Ankara’nın dış politika pratiğinin somut bir örneğidir. Türkiye, burada tek başına askeri kazanımlar peşinde koşan bir aktör olmaktan uzaktır. Sahadaki sonuçları, diplomasi masasına taşıyan, kendi güvenlik çıkarını ana hedef diye belirleyen bir siyaset yürütmektedir. Türkiye’nin bu hattı benimsemesi, huzur ve refahı için Suriye siyasetinde mecburen etkin rol almaya devam edeceğini göstermektedir.
Türkiye, güney sınır hattında kendi çıkarını hâkim kılma konusunda kararlıdır. Bu kararlılık, Halep’te ortaya çıkan yeni durumu, mahalli bir değişim diye görmeyip, Ankara’nın Suriye siyasetini yeniden şekillendiren bir dönüm noktası diye nitelemeyi sağlamaktadır. Ankara, bu dönemde çatışmaları izlemek yerine kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederek yeni bir güç denklemine yön vermektedir. Bu irade, Türkiye’nin Suriye sahasında edilgen konumda kalmayacağının açık ilanıdır.