Biraz dur!

Biraz dur!

Biraz dur!

- Yüreğini daracık alanda bırakıp çok şey başarmışım sayma.

Bunu birine değil, kendime söylüyorum bazen.

Koşarken, yetişirken, hallederken…

Kalbimin bir köşede küçülüp büzüldüğünü fark ettiğimde.

İnsan, kaç işi bitirirse bitirsin, içinde çözülememiş bir duygu varsa hiçbir şey tamamlanmış sayılmıyor.

Peki neden bu kadar acele ediyoruz?

Bir his içimize düştüğünde neden hemen ondan kurtulmak istiyoruz?

Neden kederi, kırgınlığı, yalnızlığı bir arıza gibi görüyoruz da onların içinde saklı olanı duymaya cesaret edemiyoruz?

Beklemek kolay değil.

Bir duygunun içinde kalmak, onu dağıtmadan, bastırmadan, süsleyip başka bir şeye çevirmeden sadece orada durmak…

İnsanın kendine verdiği en zor randevu bu.

Çünkü orada bahaneler yok.

Suçlu yok.

Hız yok.

Sadece sen ve sende kalan şey var.

Bir şey sorayım:

- Bir duyguyu hiç gerçekten sonuna kadar yaşadın mı?

Onun senden ne istediğini duymaya yetecek kadar sustun mu?

Yoksa hemen “iyi olmalıyım”, “güçlü durmalıyım”, “geçmeli artık” deyip kendi kalbini aceleyle terk mi ettin?

Yüreğini dar bir alanda tutmak, çok şey yapmayı kolaylaştırır.

Ama çok şey hissetmeyi imkânsız kılar.

Ve insan bir gün fark eder ki; hayatı boyunca pek çok şey başarmış ama kendisine hiç ulaşamamış.

Oysa gerçek genişlik, dışarıda değil, içeride açılır.

Uzun bekleyişlerde.

Cevapsız kalan sorularda.

Bir duygunun kapısında çalınmadan beklediği anlarda.

Belki de insanın en büyük cesareti, mutlu görünmek değil, içinde ne varsa ona yer açabilmektir.

Ve belki tam da bu yüzden, hayat bazen bizi durdurur.

Koşmamız için değil, kalbimizin yetişebilmesi için.

.

Arzu Leyal, dikGAZETE.com

-Fotoğraf: A. Halil G.

...