Diplomasi, güvenlik ve rekabet: 2026’da Türkiye’nin uluslararası mücadelesi

Diplomasi, güvenlik ve rekabet: 2026’da Türkiye’nin uluslararası mücadelesi

Diplomasi, güvenlik ve rekabet: 2026’da Türkiye’nin uluslararası mücadelesi

Dünya 2026’ya girerken uluslararası siyaset artık “belirsizlik” kavramını bile aşmış durumda. Kurallara dayalı düzen aşınıyor, ittifaklar kalıcı olmaktan çıkıyor, güç siyaseti yeniden merkez sahneye yerleşiyor. Böyle bir tabloda Türkiye, yalnızca coğrafyasının dayattığı bir geçiş ülkesi değil; kararları bölgesel dengeleri etkileyen bir aktör olarak zor bir sınavdan geçiyor.

Bugün Ankara’nın önündeki mesele, diplomasi trafiğini artırmaktan ibaret değil. Asıl soru şu: Türkiye aynı anda güvenlik, enerji, ekonomi, istihbarat ve ittifak ilişkilerini ne kadar sağlıklı yönetebilecek?

Çok yönlü diplomasi: Tercih değil zorunluluk…

2026 Türkiye’sinin dış politikası tek bir eksene yaslanamaz. Ne Batı’yla tam uyum ne de Avrasya merkezli bir yönelim tek başına yeterli. Esnek ve çok cepheli diplomasi artık bir tercih değil, zorunluluk. Çünkü günümüz dünyasında ortaklıklar değerlerden çok çıkarların kesiştiği anlara dayanıyor.

Bu tablo Ankara için fırsatlar kadar riskler de üretiyor. Doğru okunan dengeler manevra alanı açarken, küçük bir yanlış hesap hızla diplomatik krize dönüşebiliyor.

Türkiye’nin en büyük sınavı, herkesle konuşuyor olmaktan ziyade, herkesin niyetini doğru okumak olacak.

Karadeniz ve Doğu Akdeniz: Aynı anda birden fazla fay hattı…

Karadeniz, Ukrayna–Rusya savaşının gölgesinde Türkiye’nin güvenlik mimarisini doğrudan etkiliyor. Montrö rejimi üzerindeki baskılar, Ankara’yı sadece arabulucu değil, aynı zamanda dengeleyici bir aktör olmaya zorluyor. Rusya ile ilişkilerde sürdürülen hassas denge ise bu hattı daha kırılgan hale getiriyor.

Doğu Akdeniz ve Suriye hattında tablo daha karmaşık. Suriye’de güvenlik, normalleşme ve devlet inşası aynı anda yürütülmeye çalışılırken; İsrail faktörü hem kara hem deniz denkleminde gerilimi artırıyor. Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail arasında gelişen askeri ve enerji temelli iş birlikleri, Türkiye’nin çevresindeki stratejik çemberi daraltma potansiyeli taşıyor. Bu da Doğu Akdeniz’i, yanlış hesaplamalara en açık alanlardan biri haline getiriyor.

NATO ve ABD: Ne kopuş ne koşulsuz uyum…

Temmuz 2026’da Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi, Türkiye’yi küresel güvenlik gündeminin merkezine taşıyacak. Bu görünürlük bir avantaj olduğu kadar, ciddi sorumluluklar da yüklüyor.

ABD ile ilişkiler ise artık klasik “stratejik ortaklık” tanımının ötesinde. Daha çok kontrollü iş birliği ve kriz yönetimi ekseninde ilerleyen bir ilişki söz konusu. Savunma sanayii, Suriye ve bölgesel politikalar başta olmak üzere güven eksikliği hâlâ masada. Türkiye açısından bu ilişkide başarı; ne tam uyumda ne de açık çatışmada, dengeyi sürdürebilme becerisinde yatıyor.

Enerji ve jeoekonomi: Avantaj mı, kırılganlık mı?

Enerji koridorları, Türkiye’yi vazgeçilmez kılıyor; aynı zamanda baskıya açık hale getiriyor. Rusya, Orta Doğu ve Avrupa arasındaki enerji trafiği Ankara’ya stratejik kaldıraç sağlarken, yaptırım ve siyasi baskı risklerini de beraberinde getiriyor. Türkiye’nin enerji merkezi olma hedefi, ancak ekonomik dayanıklılık ve diplomatik ustalıkla sürdürülebilir.

Sert güç, istihbarat ve yeni mücadele alanları…

2026, sert gücün geri döndüğü bir yıl olacak. Yerli savunma sanayisine yapılan yatırımlar yalnızca askeri değil, diplomatik bir kaldıraç anlamı da taşıyor. Caydırıcılık artık masada söz söylemenin ön şartı.

Buna paralel olarak istihbarat ve siber alan, mücadelenin yeni cephesi haline geliyor. Enerji hatlarından dezenformasyon kampanyalarına, vekil güçlerden siber saldırılara kadar genişleyen bu alanda, krizleri önceden görebilen devletler ayakta kalacak.

Sonuç: Coğrafya yetmez, strateji şart!..

Türkiye 2026’ya girerken sadece bir “jeopolitik kavşak” değil; aldığı kararlarla bölgesel dengeleri etkileyen bir aktör. Ancak bu rol otomatik avantaj üretmiyor. Aksine, yüksek riskli bir sorumluluk yüklüyor.

Önümüzdeki yılın temel sorusu net:
Türkiye için dengede kalmak yeterli mi, yoksa değişen oyunu doğru okuyup riskleri yönetebilen bir aktör olmak mı gerekiyor?

Cevap da net:
Artık yalnızca denge değil; stratejik akıl, doğru zamanlama ve kriz yönetimi kazanacak.

Not:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan görevi başında iken, TBMM faal olarak çalışmakta iken bir sonraki cumhurbaşkanı üzerinden açılan tartışma buram buram Dış Güçler/ CIA-MOSSAD Operasyonu kokuyor.

Bölgesel ve Küresel Ateş Çemberi içerisinden geçmekte olan Türkiye için kişiler arasında çekişme var havası üflemek; hayrımıza değil. Bu tartışmanın bastırılması lazım!

.

Mehmet Yıldırım, dikGAZETE.com

...