- 23-01-2026 09:06
- 541
İncir
Fransız gastronom ve yemek yazarı Fulbert-Dumonteil (1831-1912), vaktiyle Orman Dostları Derneği tarafından yayınlanan L'arbe (Ağaç) bülteninin 1899 senesine denk düşen Ocak, Şubat, Mart sayısında kaleme aldığı «Variétés» (Çeşitler) makalesinde incir ağacının dayanıklılığından sitâyişle yâhût ısrarlı övgüyle bahseder.
Onun tâbiriyle incir ağacı, “alışılmadık, derin loblu yapraklarıyla dev bir elin şeklini andıran, Doğu'ya özgü latîf bir ağaçtır.”
Güney Fransa'nın her yerinde yetişir, türlü rüzgârlara, fırtınalara göğüs gerer, sadece hava ve güneşe ihtiyaç duyar, zahmetsizdir.
Bâzen pek cesîm ve heybetli boyutlara ve saygın bir yaşa erişir.
Roscoff (Fransa'nın Bretonya bölgesinde bir komün), Zürih gibi beldelerin çeperinde büyüyen iri vücûdlu incir ağaçlarının atalarını andırırlar. Fulbert-Dumonteil için Marsilya inciri, Smyrna (Eski İzmir) inciri kadar meşhûrdur.
*
Batı Avrupa târihinde İngiltere Kilisesi'ne kimin liderlik edeceği, mevcûd hükümdârın mı, yoksa papanın mı başkanlık etmesi gerektiği, gibi husûslarda Roma Katolik Kilisesi'ni terk etmesiyle, bâzı teâmüllere veyâ usûllere, evlilik müessesesi gibi Hristiyanlığın değer atfettiği konulara dâir ihtilâflı hükümleriyle mârûf İngiltere Kralı VIII. Henry (1491-1547), kendinden birkaç on sene evvel yaşamış anti-Papacılığıyla meşhûr Savoy Dükü Amadeus ile üç müşterek zeminde buluşur.
İkisi de Roma Katolik Kilisesi'nden hazzetmez.
İkisi de mensûbu oldukları hânedânlıkta «Sekizinci» titrini alır.
Ve ikisi de tekellüflü, gösterişli ve masraflı yemek dâvetlerine düşkünüdür.
Amadeus'un şatafatlı şölenlerinde dâvetlilere takdîm edilen dudak uçuklatıcı miktarlardaki her nevʿ yiyecek, bir zamanlar çok da kayda değer olmayan sikkeleri tedâvüle soktuğu için –halk nezdinde– choppernose (bakır burun) unvânını almış Henry'nin konuk sofralarında da kendine yer bulur.
On binlerce su va kara faunasından hayvan, şimdilerde maalesef soyu tükenmeye yüz tutmuş 19 Pasifik morinası, 1,200 büyükbaş hayvan, 2 bin koyun ve 2,400 civârında bıldırcın misâfirlere sunulur, I. François ile –günümüzde Fransa'da tekstil limanı olan– Calais'de tertîb edilen siyâsî musâhabeler hem hükümdârın ince mânâlı bir gösterisi, hem de –âmiyâne tâbiriyle– “kırk gün kırk gece” sürdürülen zevk ü sefâ dolu günlerin hoş bir bahânesidir.
Bu iki hüküm sâhibinin sofralarından eksik etmediği ve hattâ Henry'nin seneler boyunca kendi saray mutfağına sık sık getirttiği incir, şu tesâdüfe bakın ki, bir dönem tadı dillere destân olmuş Smyrna inciridir.
*
Bir zamanların en müreffeh kıyı şehirlerinden Smyrna'nın ovalarında boy gösteren incir, Batı Roma'nın «domus»larında (Eski Roma'da aristokratların ikâmet ettiği konutlarda) kırmızı Latin şarabıyla pişirilip kuru incir ile çeşnilendirilen domuz etli târiflerden, Kostantiniyye'nin matbâh-ı âmiresinde hazırlanan pâdişâhın ağzına lâyık incir hoşafına, imparatorluğun son demlerine kadar ününü muhâfaza etmiş ve bölgede incire oranla zeytin daha ganî olmasına ve hattâ Kuzey Afrika ve Sûriye dolaylarında da incir yetişmesine karşın, bilhassâ Smyrna şehrinin mahsûlü tedârik edilmiş batılı tüccârlar tarafından; çünki her dâim lezîzliği ile ön plana çıkmış.
1899 târihli Bulletin Mensuel (Aylık Bülten)'de, Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı merciilerince 1899 Haziran'ında yayınlanan bir resmî rapora L'Industrie de la Figue de Smyrne en Californie (Kaliforniya'daki Smyrna İncir Sanayisi) başlıklı pasajda temâs edilerek, Osmanlı İzmir'inden ithâl edilen ve oraya mühim bir ticârî statü kazandıran incirin, Kaliforniya eyâletinde nasıl ihyâ edileceğine, Smyrna inciri ile aynı üstün niteliklere sâhip bir incirin nasıl yetiştirilip piyasaya sürülebileceğine dâir faâliyetlerden ve planlamalardan bahsedilir.
Şükrü Osman Bey'in Smyrna'daki incir zirâatine dâir mühim mesʿeleleri ele aldığı 1928 baskı târihli İncir Kurdu Mücâdelesi (اينجير قوردى مجادله سى) adlı kuruyemiş ihrâcâtçılarını, bayiileri ve o muhîtin incir tarlalarında ırgat olarak çalışıp hayâtını incirden kazanan köylülere kadar Smyrna âhâlisini yakından ilgilendiren ve hâlen Bursa ve Mudanya civârlarının yerel ağızlarında bir isim olarak telâffuz edilen «cadra cautella» (incir kurdu) sorununu ele aldığı çalışmasının ön sözünde, Smyrna'daki Amerikan konsolosu John Corrigan, bu mahsûlün dünyâ pazarındaki haklı şöhretine değinmeden edemez ve Şükrü Bey'in bu husûsda üstlendiği uzmanlığın takdîre şâyân olduğunun, altını defââtle çizer.
1928'den evvel de mevzû olur incir, özel raporlara, eserlere ve bir takım uzman gözlemlerine... Misâl, Aydın Sancağının Zirâʿat-i Fen mêmûrunun 1918 senesinde Matbâʿa-i ʿOsmânîyye'den bastırdığı İncir Zirâʿati ve Ticâreti kitabı, incirin bölgedeki ehemmiyetini vurgular niteliktedir.
Târihin bir aşamasında boşu boşuna dağlarından yağ, ovalarından bal akan şehir, denmemiştir Smyrna'ya... İncirinin lezzeti, bu sevimli limanın eğlence yaşamına da yansımış bittabî...
Kríti (Κρήτη; Girit)'nin doğu kıyılarında hâlâ kuru incirden yapılır “çikudiá” (τσικουδιά, “incir posası”, kuru incirden îmâl edilen bir tür kuru incir brendisi)... Bir zamanlar “Smyrna'yı Smyrna yapan” Alaçatı'lı Rumlardır mûcîdleri. Torunları, Kríti'deki begonviller içindeki mezonetlerinde, hem de içine ailelerinden dinledikleri özlem dolu anıları katarak üretirler hâlâ...
100 sene evvel çikudiá, Smyrna'nın inciri ile yapılırmış eski İzmir'in hânelerinde...
Bellerindeki geniş kuşaklara rabt ettikleri palalarıyla icrâ ettikleri efe yemîni anânesini incirden yapılma rakı ile takdîs eden zeybeklerin bu gözde içeceği, şehrin meyhânelerinde yaygınlaşmış.
*
On dördüncü asrın şafağında, takrîben 1300'lerde, Latince olarak neşredilen Codex Cumanicus eserinde, Farsça vâsıtasıyla dile girdiği görülür “ingir” kelimesinin.
Metinde ficus olarak tanımlanır.
Sözcüğün eserdeki diğer pek çok kelimede yapıldığının aksine o devrin Klasik Farsça'sındaki yazılışına yer verilmemiş olsa da incir veyâ ancir hâliyle elif (ا), nun (ن), cim (ج), ye (ى) ve re (ر) (انجير) ile metinlerde geçebileceğini tahmîn etmek güç değil.
Böylece, incir, Orta Türkçe'nin kapısını, Farsça vâsıtasıyla çalmış erken dönemlerde.
Kıpçak edebiyâtından elimize kalan İrşâdü'l-Mülûk ve's-Selâtîn, yâni adı üzerinde “mülk ve melekût sâhibi melîklere ve sultanlara doğru istikâmeti gösterme” gâyesindeki bu nâdir eserde, İslâm âleminde keyf vericiliği her dâim hummâlı fikrî münâzaralara konu olan, hattâ antik el-Hilâl el-Hasîb, yâni «Kıymetli, Bereketli ya da Verimli Hilâl» bölgesinin –İngilizlerin tâbiriyle Ortadoğu'nun– kuvvetli hâlifeliklerinde bâzı hükümdârların sofralarına –şerʿî hukukda mülevves ve harâm addedilmesine rağmen– konuk olan nebîz (hurma, kuru üzüm veyâ her nevʿ muhtelif meyveden elde edilen ve bekletme işlemi netîcesinde alkole dönüşen sıvı) konu edilirken, bal, arpa ve buğday ile âlâkalı bir pasajda, inçir suwı (incir suyu) dendiği görülür.
Hânedân ordusu tarafından bastırılan ʿÂlî ʿÖmer önderliğindeki isyân esnâsında , köle sıfatı ile alıkonulup Kaptân-ı deryâ Cezayirli Gâzi Mustafa Paşa tarafından Kostantiniyye'ye getirilen ve ıslâh edilmesi için gönderildiği Enderûn Mektebi'nden aldığı «Enderûnî» titri ile mârûf Safed doğumlu Medîneli şâir Hüseyin kaleme aldığı Zenânnâme (زناننامه, Kadınlar Kitabı) ile Osmanlı devri edebiyâtının hâyli cüretkâr bir numûnesini ortaya koyar ve eserinde, 18.asrın Istanbul argosundan açılmış incir (اچلمش انجير) kelimesine yer verir.
Bu metinde incir, kadının tenâsül uzvuna teşbîh edilirken, tesâdüf bu ya, incir dolması da haya yâhût erbezine benzetilir.
Halkiyatda –eski lisânla– “şeâmet”i, tâlihsizliği ve ufak tefek ehemmiyetsiz şeyleri sembolize eder. Türkiye'nin sokak aralarında müşterek bir mahâlle kültürüyle yoğrulup yetişen her çocuğun kulaklarında çınlayan aman evlâdım, sakın incir ağacının altına işemeyin, meâlindeki efsâneye, o tüyler ürperten “evin barkın darmadağın olsun!” mânâsındaki bedduâyı çağrıştıran ocağa incir ağacı dikmek deyimine, karşıdaki kişiye “kötü âletle iş görülmez” mesajı veren darı unundan baklava, incir ağacından oklava olmaz ifâdesine, önemsiz ve küçük hâdiselerin incir çekirdeğine (incir çekirdeğini doldurmaz) teşbîh edilişine, iyi giden bir iş mahvedildiğinde bir çuval inciri berbât etmek sözüne kaynaklık eder.
.
Sami Mert, dikGAZETE.com
*
Kaynakça
Bulletin Mensuel du Bureau des Républiques Américaines, vol. VII, No. 2, Août 1899, p. 276.
Dr. Şükrü Osman, اينجير قوردى مجادله سى (İncir Kurdu Mücâdelesi), Abacoll Matbası, İzmir, 1928 (Eski ve Yeni alfabe bir arada basılmıştır. John Corrigan tarafından “Smyrna, December 4, 1928” notu düşülmüş ve İngilizce neşredilmiş Introductory Note kısmı yazıya aktarılmıştır).
Fulbert-Dumonteil, “Variétés”, Bulletin Trimestriel de la Société Forestiere Française des Amis des Arbres, No. 25, Janvier-Février-Mars, 1899, pp.74-5, p.74.
Fügen Basmacı, “çikudia”, Rakı Ansiklopedisi, yay. haz. Erdir Zat, Overteam Yayınları, İstanbul, 2010.
Kozmo, İncir Zirâʿati ve Ticâreti, Matbâʿa-i ʿOsmânîyye, 1334.