Manav Kültür Evi

Manav Kültür Evi

Manav Kültür Evi

Öz

Bu makalenin amacı, Sakarya Yerel Kültür Derneği Manav Kültür Evi ve başlıkta görülen 1301 veya 1495 tarihli belge [Biti] hakkında bilgi vermek; bu belge ile Manav Türkleri arasındaki ilişki üzerinde durmaktır. Zira biti kelimesi ve belgenin dili, daha çok 1- eski Türk dili yadigârı Göktürk–Uygur yazılarını, 2- Kıpçak–Altınordu diplomatiği ve İlhanlı fermanlarını hatırlatır. Bu da Manav halkının, Bizans döneminde yerleşmiş 1- Yerli Türkler, 2- Kuzey Türkleri olabileceklerini akla getirmektedir. 

Açar Kelimeler: Orhan Sultan, Biti, Kıpçak - Altınordu Türkçesi, Vakıf, Manav, Manav Kültür Evi, Sakarya, Adapazarı

Giriş

25 Aralık 2025 Perşembe günü, Adapazarı-Erenler Mahallesindeki Sakarya Yerel Kültür Derneğinin Manav Kültür Evi’ni ziyaret ettim. Beni, Derneğin Genel Sekreteri Necdet Kabasakaloğlu karşıladı. Henüz oturmuşken içeriye derneğin kurucularından işadamı Ahmet Pekşen girdi. Necdet ve Ahmet Beyler, dernek faaliyetleri hakkında geniş bilgi verdiler. Manav Kültür Evi, Taraklı evlerinin planı örnek alınmış iki katlı betonarme bir yapı. Manav Kültür Evi ile aynı bahçede 250 kişinin yemek yiyebileceği bir Otağ yapmışlar [bk.R.1-6]. Girişte asılı “İşte Tapumuz” denilen bir belge dikkatimi çekti. Ahmet Pekşen’in hediye ettiği belgeyi, SAÜ öğretim görevlisi ve dernek kurucu üyesi Ahmet Arı okumuş ve günümüz Türkçesine çevirmiştir. Bölgede Türk tapusu olabilecek Orhan Padişah’tan [?-1324-1326-1363] kalma onlarca belge var. Bunlardan birisi, Hendek-Yağbasan köyü, Dinsiz deresi üzerindeki köprü vakfıdır. Vakf-ı berâ-yı meremmet-i köprü-yi āb-ı diñsüz; Orhan Pâdişâh vakf etmişdir. Çiftlik-i Savcı, der-karye-i Piyade. Hâsıl: 215” (TT166 Nu. D. s.83’te دىكسوز ; TK. GM. 393 Nu. D, s.245'te ise ديكسوز yazılı. Yağbasan köyü için bk.Har.1). 1530 tarih, TT 166 Nu. D. s.93-81-83’te Hudâvendigâr livası, Ak-yazı kazasında Çalıca adında bir köy var. Belgede “Çalıca’da” okunan isim muhtemelen burasıdır; ancak “biti” çok kötü yazılmıştır. Zira, Har.1’de görüldüğü gibi, Şeyh İzzettin İsmail Türbesi, Aşağıçalıca ve Yukarıçalıca köyleri ile Hendek ilçesi arasındaki Şeyhler köyündedir. Şeyhler köyünün, 1530 tarihli defterde bulunmayışı, bu köyün daha sonra kurulduğuna işarettir.

“Berat hükmü budur: Bu beratı getiren Şeyh İzzeddin İsmail ve atası İbrahim Şeyh yerin Çalıca’da vakfettim. Vakfola kimse engel olmasın ve bozmasın. Beratı getirenler berat sözüne güvensin; beratı gerçek bilsinler. Her kim vakıflıktan döndürürse Tanrı’nın laneti, meleklerin laneti ve peygamberlerin laneti onun üzerine olsun. Peygamber efendimizin ve ailesinin ve onun soyundan gelenlerin ve hepimizin katındaki şereflerimizi yücelt. Sene yedi yüz [10 Mayıs 1301]’de yazıldı. Mübarek Ramazan’ın ilk günü yazıldı” [Ahmet Arı].

Belge, Sakarya-Hendek Şeyhler muhtarlığında iken, bir devletli belgeyi almış ve kopyasını bırakmış deniyor.

Har.1: Şeyhler köyü, Şeyh İzzettin İsmail Türbesi, Hendek ve Yağbasan [Yağı-basan] vs. gibi Hendek ilçesine tâbi bazı köyler.

R.1: A. Pekşen, R. Topraklı, N. Kabasakaloğlu.

R.2: SYKD, Manav Kültür Evi.

R.3: Bina girişi, İşte Tapumuz: Biti ve eski eşyalar.

R.4: Gn. Sek. N. Kabasakaloğlu, İşadamı A. Pekşen.

R.5: Otağ dış görünüş.

R.6: Otağ iç görünüş. A. Pekşen, N. Kabasakaloğlu.

Biti hakkında

Bitimek yazmak demektir. Biti; yazı, kitap, ferman ve yazılmış her hangi bir şey olabilir. Kuzey Türklerinden olan Prof. Dr. Akdes Nimet Kurat’ın Topkapı Sarayındaki Altınordu ve Kırım Hanlarına ait Yarlık ve Bitikler adlı bir kitabı var. Belgede dört defa geçen “biti” 1- eski Türk dili yadigârı Göktürk–Uygur yazılarını, 2- Kıpçak–Altınordu diplomatiği ve İlhanlı fermanlarını hatırlatmaktadır. Bu da Manav halkının, Bizans döneminde yerleşmiş 1- Yerli Türkler, 2- Kuzey Türkleri olabileceklerini akla getirmektedir. Belgede, vakfedilen yerin hudutları belirtilmediği ve kadı mührü bulunmadığı için sahih bir vakıfnâme sayılamaz. Ayrıca gurre-i Ramazan seb’a mie 1 N 700 [10 May. 1301] (tis’a mie 1 N 900 [26 May. 1495]) tarihleri, Orhan Sultan devrine uygun değildir. Orhan Sultan, Osman Gâzî’nin 1324’de vefatıyla beyliğin başına geçmiş, Hamidoğlu Dündar Bey’in Aralık 1326’da katliyle de bağımsız kalmıştır. Devlet Arşivleri Gn. Md. A. Muhammet Tokdemir, “bu belgenin arşivde bulunmadığını ve arşiv belgelerine benzemediğini; 17’nci ve 18’inci asırlarda tarikat erbabı biri tarafından orijinal belgeye bakarak üretilmiş olabileceğini” ifade etmiştir. Zaten belge tarihindeki tutarsızlık da buna işarettir.

Kâzım Yaşar Kopraman Hoca, Biti ve Biti’deki dilin, Kuman-Kıpçak ve Altınordu Türkçesi olabileceğini; ama Türk diline ve kuzey Türkçesine hâkim bir dilbilimcisine sormanın daha doğru olacağını ifade ettiler:

1- Ahmet Bican Ercilasun Hoca, Biti’nin eski Anadolu Türkçesi olduğuna dair hiçbir şüphenin bulunmadığını ve belgede “Biti hüküm oldur” ifadesine bakarak “bitinin”, “hüküm” anlamında kullanıldığını ifade etmiştir.

2- Köylerimiz [1933] kitabına göre bir köyün adı, Ankara’da Bitik, Kocaeli-Kandıra’da ise Bitik-oğlu’dur.

3- Kâzım Hoca’nın beyanına bakarak, belge metnini ChatGPT’ye sordum ve özet olarak şu cevabı aldım: Bu metin, tam teşekküllü bir vakfiyeden çok, bir temlik kaydı veya yerel bir tasarruf bildirimi izlenimi vermektedir. Biti, bitik, Göktürk–Uygur yazı geleneğinde, Kıpçak–Altınordu diplomatiğinde ve İlhanlılarda ferman karşılığı olarak kullanılır. Erken Osmanlı belgelerinde son derece nadirdir. Metnin “Biti hüküm oldur” diye başlaması, Anadolu Selçuklu–Osmanlı çizgisinden ziyade Kıpçak / Altınordu yazı dilini çağrıştırıyor. Kısa, emir cümleleri, şahitsiz, sade form, dua kısmının kalıplaşmış, ama Osmanlı vakfiyelerine göre fazlasıyla ilkel oluşu; çok erken ve ham bir metne veya sonradan uydurulmuş “eski görünümlü” bir metne işaret eder. Vakfın bir şeyh ailesine [Şeyh İzzeddin İsmail- Şeyh İbrahim] yapılmış olması tarihsel olarak mümkündür. Ancak, bu kişilere dair başka bağımsız kaynaklar [tahrir, sicil, menâkıbnâme] yoksa vakfiye tek başına delil sayılamaz. Erken Osmanlı döneminde tasavvuf çevrelerine arazi tahsisi vardır; fakat bunlar genellikle; daha ayrıntılı, kadı kayıtlı sonraki tahrirlerde teyit edilebilir niteliktedir.

4- Ferhat Tamir Hoca, Kıpçak üzerinden Tuna’yı geçerek Balkanlara yerleşen Müslüman Türkler için Kacal denildiği; Kacal’ın, Marmara Bölgesi’ndeki Manav’a karşılık geldiğini söyledi. Bu kıymetli bilgileri veren Kopraman, Ercilasun ve Tamir hocalar ile Manav Kültür Evi’nden Kabasakaloğlu ve Pekşen beylere çok teşekkür ediyorum.

5- Pithekas adlı bir kent ile Pitikas adlı bir İskit [Peçenek] vardır [Anna Komnena: 1996: 487, 489]. Pithekas, Barla olup, kente bu adı Peçenekler’in verdiğini ve kentin eski, bitik, yorgun olduğunu anlatmış olmalıdır. Pitikas ise, Bitik adının Rumca yazılışı olup, MS 1100’lerde Anadolu’da kullanılan bir Peçenek adına işaret etmektedir.

6- 29 Nisan 1091, Barla önünde yapılan Kuman-Peçenek harbinde 40 bin Kuman [Anna, 1996: 250] ile en az bir o kadar da Peçenek vardı. Bunlar, Eğirdir Gölü civarı, Uluborlu, Yalvaç ve Afyonkarahisar arasında yaşıyorlardı.

7- İstanbul’un 1204 yılında Lâtin işgaline uğramasından sonra, önce Bursa-İznik, 1222/1226 ile 1261 arasında da Isparta-Senirkent-Uluğbey [İznik: Küçük İznik: Nymphaion] merkezli küçük Rum devleti kuruldu. Bu devletin imparatoru John Vatas Dukas [1222-1254], 1230’larda, yüzeysel Hıristiyan edilmiş ve Trakya’da göçebe hâlinde yaşayan asgari 10 bin çadır Kuman’ı aileleriyle birlikte, Türkler ile savaştırılmak için Firikya’daki Menderes vadisine akıncı sipahi köylüler [Akritler] olarak hududa yerleştirmiştir. İşte bu Kumanlar, 29 Nisan 1091 tarihinde Peçenekler ile savaştırılan ve Eğirdir Gölü şarkındaki Thrakesia [Trakya] temasında yaşayan Kuman Türkleri, Menderes ise, Hoyran ve Eğirdir gölleri arasındaki Orta Menderes’tir. Diğer tarihçiler gibi, ünlü Selçuklu tarihçimiz Prof. Dr. Osman Turan da, maalesef, Trakya’dan Balkanları, Menderes’ten de Büyük Menderes’i anlamış ve hataya düşmüştür.

Osman Turan, “Resmî muharebe olmamakla beraber, Bizanslılar, bu Türk hareketine karşı yine, o devirde Balkanlarda kalabalık ve iyi asker olarak hâdiselerde rol oynayan Kuman [Kıpçak] Türklerini kullanıyordu. Filhakika İmparator Vatas [1222-1254], Balkanlar’dan on bin hane civarında nakil ettiği bu göçebe unsuru, kadın, çocuk ve hayvanları ile Firikya havalisi ve Menderes havzasında Müslüman Türklere karşı yerleştirdi. Fakat göçebe Şamanî ve sathî Hıristiyan olan Kumanlar dilleri, kültürleri ve hayat tarzları ile Türkmenlerin aynı olduğundan bunlar, Bizans’ı müdafaa edecek yerde, soydaşlarıyla tedricen birleşiyor; onlar da Türk nüfusun ilerlemesine ve garbî Anadolu’nun Türkleşmesine yardım ediyorlardı” der (Turan, 1998: 352).

Prof. Turan’ın dediği gibi Kuman, Sarmat ve Oğuz Türkleri’nin büyük bir kısmı, Müslüman olmuştur. Amourios Hamid Bey, 1282’den sonra ve 1304’de imparator ile iki kez antlaşma yapmış ve Sakarya bölgesinden toprak satın almış ve idaresini oğlu İlyas’a verdiği bu topraklara [Halizones], Eğirdir Gölü civarındaki Türkleri yerleştirmiştir.

Selçuklu Devleti’nin 1308’de İlyas Bey tarafından yıkılmasını müteakip, Hamid-oğulları ve Hamid-oğullarına tâbi Osman Bey ile birlik, Marmara [Bithynia] bölgesine Türk göçü hızlanmıştır. Manavlar, söz konusu sipahi köylü Oğuz ve bilhassa sipahi köylü Kumanlar’ın çocukları olmalıdır. [bk. Ek: Yapay Zekâ ChatGPT ile Kacal ve Manav].

Sonuç

Manav halkının, Bizans devrinde Balıkesir, Kocaeli ve Sakarya bölgelerine, Kacal halkının ise, Balkanlara yerleşmiş Türkler olduğu anlaşılıyor. Biti ise, daha geç bir tarihte Orhan Sultan’a nispet edilerek, yerel bir mülkiyet veya tasarrufu meşrulaştırmak amacıyla düzenlenmiş gayrisahih bir vakıf metni olabileceği anlaşılmaktadır.

.

Ramazan Topraklı, dikGAZETE.com

Ek: Yapay Zekâ ChatGPT ile Kacal ve Manav

.

...