- 04-01-2026 01:44
- 947
ÖLENE KADAR BAŞKAN / REİS
Dün 2016 yılında kurduğumuz ve o günden beri Genel Başkan yardımcılığını yaptığım, alanında Türkiye’de tek olan TELİF HAKLARI DERNEĞİ 4. Olağan Genel Kurulu vardı. Değerli dostumuz, arkadaşımız ve derneğin kurucuları arasında bulunan Recep İncecik’in Sultanahmet’te bulunan “SULTAN KÖŞESİ” isimli restoranında gerçekleştirdiğimiz genel kurula giderken yolda aklıma ilginç bir makale başlığı geldi. Biraz ironi, biraz gerçek, biraz espri içeren bir makale yazmayı genel kurula giderken yolda kararlaştırdım.
Sebebini anlatacağım.
Ama meselenin daha iyi anlaşılması için önce bir fıkra anlatarak başlamak istiyorum:
Adamın biri, papağan satılan bir dükkâna girmiş. Bir papağanın altında 100 dolar fiyat yazıyormuş.
Müşteri, dükkân sahibine sormuş:
“Bunun ne özelliği var ki 100 dolar yazmışsın?”
Dükkân sahibi “O Arapça biliyor” demiş.
Hemen yandaki papağanın üzerinde ise 200 dolar fiyat varmış.
“Bu niye 200 dolar?” diye sormuş müşteri.
Dükkân sahibi; “O Arapça ile birlikte İngilizce de biliyor.”
Hemen yanında duran papağanın altında ise bin dolar fiyatı görünce müşteri gayri ihtiyari sormuş:
“Bu niye bin dolar?”
Dükkân sahibi, “Bu Arapça da İngilizce de bilmiyor ama bu ikisi ona Başkan/Reis diyor!”
İroni bu; başkanlar ve reisler alınmasın!..
Ne derece doğru bilmiyorum ama yapıldığı söylenen bir araştırmaya göre ülkemizdeki insanların yarısı “Reis” yarısı “Başkan” sıfatı taşıyormuş.
Aslında bu bazen çok işimize de yarıyor. Bazı karşılaştığımız arkadaşların isimlerini hatırlamayınca “Başkan nasılsın?”, “Reis nasılsın?” deyip meseleyi geçiştirirken arkadaşımızın ismini hatırlamaya çalışıyoruz. Çok kez tecrübe ettim, işe yarıyor. İsterseniz siz de deneyip görün. :)
Başkan ve Reis olmak elbette önemli! Gayret ve emek ister. Öyle, başkanlık ve reislik yatarak elde edilmiyor.
Ama özellikle doğu toplumlarında çok dikkat çeken bir durum söz konusu. Ne yazık ki kahir ekseriyetiyle Başkan veya Reis olan kişiler, ölene kadar o sıfatı ve oturduğu makamı terk etmiyor. Bu sivil toplum kuruluşlarından, siyasi partilere, derneklerden tarikatlara ve cemaatlere kadar ne yazık ki böyle. Saltanatla yönetilen ülkelerdeki gibi koltuğa oturan bir daha kalkmak bilmiyor ve bu durum ölene kadar devam ediyor. Hatta bazıları öldükten sonra bile koltuğunu bırakmıyor olmalı ki bazı karikatüristler tabut içinde giden böylelerinin, bir elinin dışarıda koltuğunu tutar vaziyette çizim bile yapıyorlar.
Geçtiğimiz aylarda ülkemizde tanınan bir yardım kuruluşunun başkanını ziyaret ettim. İki saate yakın derin bir sohbet yaptık. Konu cemaat, tarikat ve sivil toplumlara gelince ona şu ilginç örneği verdim:
“Abi, geçenlerde bizim derneğin başkanı kahvaltıya çağırdı. Ona ‘Ya başkan ne zaman öleceksin?’ diye sordum. Başkan, ‘Niye böyle dedin?’ diye sordu. Ben de espri mahiyetinde, ‘Ya başkan biliyorsun, kimse ölmeden koltuğu bırakmıyor, ondan sordum. Malum sen de on senedir başkansın.’ Başkanım, ‘Hemen bu ay genel kurul yapalım ve başkanlığı bırakayım’ dedi.” (Bu arada yanlış anlamayın bizim başkan kaç kez koltuğu bırakmak istedi ama biz razı olmadık, hakkını yemeyelim.)
Yardım teşkilatının başkanı abimiz sözüm bitince, “Selim Hoca çaktırmadan bize sol bir kroşe vurdu” dedi. Ben de esprili bir şekilde, “Hayır abi, çaktırmadan ve sol kroşe değil, açıkça direk gözünüze bir yumruk attım” dedim.
Abimiz çok hakkaniyetli biridir. Verdiğim çarpıcı örneklere itiraz bile etmedi ve “Çok haklısın” diyerek durumu kabul etti.
O abimize bunu anlatırken o an zihnimden özellikle bizim kesimde (İslami, Milliyetçi, Muhafazakâr, sağcı vs.) başkan / reis / şeyh / lider seçilip de on yıllarca başkanlığı devam ettiren birçok abimiz, arkadaşımız resmigeçit yaptı.
Geçen sene bir vakfın başında olan abimiz vefat etti. Yaşı da yetmişi çoktan geçmişti ve otuz senedir vakfın başkanlığını yapıyordu. Bir gün esprili bir şekilde ona dedim ki: “Ya abi, galiba ölene kadar başkanlığı bırakmaya niyetin yok. Ya ölmeden önce görevi bir arkadaşa devretseniz de siz öldükten sonra işler karışmasa.”
“Olur” dedi ama ne yazık ki bırakamadan vefat edip gitti.
Akıldan çok hissiyatıyla yaşamayı seven doğu toplumlarında oluşumların kahir ekseriyeti “Lider / Şeyh / Başkan / Reis” merkezli oluşuyor ve kişilerin karizmaları ölene kadar oturdukları makamdan uzaklaşmalarına engel oluyor.
Sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler, derneklerde vs. koltuk çok önemli. Cemaat ve tarikatlarda ise lider, şeyh veya gavs gibi sıfatlara sahip olanlar neredeyse iman esası gibi algılanıyor. Gavslar, Kutuplar, Şeyhler, Hoca Efendiler vs. kutsallaştırılarak artık erişilmez, insanüstü varlıklar olarak kabul ediliyor. “Onların gitmesi mevcut yapının yıkılmasına sebep olur.” algısı sebebiyle de peşlerinden giden kimse onlara dokunamıyor, bırak dokunmayı ne yazık ki dokunmayı aklından bile geçiremiyor. Haliyle “O kutsal, erişilmez, yekta ve üstün putların” yerine birinin gelmesini düşünmek bile büyük günah sayılıyor. Arada bir “Ya bunların yerine daha genç ve dinamik insanları seçsek, bunlar da yüksek istişare şura üyesi olarak bulunsa” gibi fikirleri ileri sürme gafletinde bulunanlar ise hemen AFOROZ edilerek yapının dışına itiliyor.
Karizmatik kişilerin etrafında oluşturulan ve kadrolara, şuraya önem verilmeyen yapılarda karizmatik kişinin gitmesiyle birlikte ya bölünmeler başlıyor ya da yapı, büyük sarsıntılar geçiriyor. Karizmatik kişiler, yerlerine kimseyi yetiştirmediği için ölmelerinin ardından büyük bir boşluk meydana geliyor. Bunu şu örnekle açıklamak istiyorum:
Bu yapılarda karizmatik kişiler/liderler 1 değer ifade ediyor. Sağındakiler ise sayıları adedince sıfır. Baştaki, bir ölümle gidince, sıfırlar ortada kalıyor. Yaşanan hadiselere göre bazen bir sıfır, baş kaldırarak kendini lider/önder ilan ediyor ve sağına aldığı sıfırlarla yeni bir karizmatik yapı oluşturuyor. Başkaldıran sıfırlar, birden çok olunca da ister istemez yapı birkaç yeni yapıya bölünüyor. Buna örnek olarak; adına Süleymancılar, Nurcular, Nakşibendi veya Kadiri tarikatlarını gösterebiliriz. Bu yapıların başlarındaki karizmatik kişilerin ölümünden sonra mevcut yapıların, onlarca gruba bölündükleri kimsenin inkâr edemeyeceği bir gerçek olarak yaşıyor. Son olarak Menzil şeyhinin ölmesinin ardından yerine geçen üç oğlunun birbirlerini yok edecek derecede bir savaş başlatmaları da en son yaşanan çok çarpıcı bir örnektir.
Kurulduğundan beri başkanlığını değerli dostum Cafer Vayni’nin yaptığı Telif Hakları Derneğinin dün yapmış olduğumuz 4. Olağan Kongresinde yukarıdan beri biraz ironi biraz gerçek yönleriyle anlattığım vartaya düşmemek için yönetimde ciddi gençleşmeye gittik. 11 asıl üyenin yanında seçtiğimiz 11 yedek üyeyi tamamıyla gençlerden oluşturduk ve gelecekte yönetimi bu gençlere devredeceğimizi de genel kurulumuzda deklare ettik. İnşallah bunu gelecek kongremizde gerçekleştirebilirsek artık “Ölene kadar başkan, ölene kadar reis, ölene kadar şeyh, ölene kadar lider vs.” algısının yıkılmasına sebep oluruz. Bu husustaki niyetimiz halistir. İnşallah bazı cinni ve insi şeytanlar araya girip bizi bu halis niyetimizden vazgeçirmez.
Bu vesile ile yeni seçilen yönetim kurulumuzu tebrik ediyor, telif hakları alanında ülkemizin ufkunu açacak faaliyetlere imza atmalarını bekliyoruz.
Not: Geçmişte “Molla Hasım” müstear ismiyle uzun yıllar hiciv yazarlığı yapmıştım. O dönemlerde rahmetli Mustafa Yazgan abimizden ilham alarak kaleme aldığım “BRE KOLTUK SEN NEYMİŞSİN” isimli 36 beyitlik bir hiciv yazmıştım. 1999 yılında yazdığım bu hicvin 13 beytini yeri geldiği için sizlerle yeniden paylaşmak istiyorum:
BRE KOLTUK SEN NEYMİŞSİN?
Dinsizi dindar eyledin.
Donsuzlara don peyledin.
Ya şu başkanı / reisi neyledin?
Bre koltuk sen neymişsin!
Şeytan kimyasından mısın?
Hırslar dünyasından mısın?
Nefsin hülyasından mısın?
Bre koltuk sen neymişsin!
Liderler hep sana kuldu.
Üstüne oturan yamuldu.
Yüzünden haya soyuldu.
Bre koltuk sen neymişsin!
Koltuk tutkala bulanmış.
Oturanlar ona kanmış.
Altından çekilmez sanmış.
Bre koltuk sen neymişsin!
Prensipler düştü küme.
Dava diyen gitti güme.
Hakikatler bitti mi ne?
Bre koltuk sen neymişsin!
Kabuk değiştirdi dindar.
Koltuk için oldu kindar.
Her şeyini etti mundar.
Bre koltuk sen neymişsin!
Koltuk için haram yemek
Söz vermek de ne demek
Yüzler kızarmamak gerek
Bre koltuk sen neymişsin!
Yanına yaklaşan kişi.
Kazık atmak oldu işi.
Yok etti kardeş kardeşi.
Bre koltuk sen neymişsin!
Koltuk esnafı türedi.
Ve üredikçe üredi.
Devşirdi sahte kredi.
Bre koltuk sen neymişsin!
Makamı baki sandılar.
Küçük şeylere kandılar.
Dünya deyip aldandılar.
Bre koltuk sen neymişsin!
Hileyle başa geldiler
Hakkımız deyip yediler.
Şimdi moda bu dediler.
Bre koltuk sen neymişsin!
Korunamaz oldu haklar.
Karıştı siyahla aklar.
Herkes birbirini haklar.
Bre koltuk sen neymişsin!
Görmez oldu gönül gözü.
Soldu hak olanın yüzü.
Dertli Selim’in son sözü.
Bre koltuk sen neymişsin!
.
Selim Çoraklı, dikGAZETE.com