- 25-01-2026 21:13
- 976
CENAZE MERASİMLERİ DE KONUŞUR
ZÜRİH, İsviçre
Türkiye’nin farklı alanlarda temayüz etmiş “sağ” eliti, sonraki nesli yetiştirme noktasında hep isteksiz oldu.
Kasdım; fikri paralelinde askerler yetiştirmek değil. O konuda hayli “eğitici” ustalıklar sergilediler.
O başka!
Bayrağı devretme, “boynuz kulağı geçsin”in hazmetme gibi. Yerlerine insan(lar) yetiştirmekten bahsediyorum.
Usta - çırak düzeneği yani…
Sanat, edebiyat gibi daha sofistike kulvarlarda; haydi “yetenek avcılığı” beklemeyelim de yetenekli insanların önünü açmayı da istemediler. Rakip mi gördüler, bilmiyorum?
Sağ kültürün “itaatçi”liği mi engeldi, usta-çırak ilişkisinin hiyerarşisini mi yönetemediler? Adını koyamıyorum!
Düpedüz “kıskançlık bu” diyeceğim de insan gerçekliğine yakıştırsam da “ince ruhlar”a yakıştıramıyorum; kıskançlık gibi iptidai bir duyguyu.
“Bizler sanki ustaların elinden mi çıktık? El yordamıyla, şartlar ve ülkenin özel durumları önümüzü açtı. Ama çok çalıştık biz”…
Evet böyle bir karşı açıklama olabilir, belki! İkna edici değil!
Yukarda da değindim; talebeliğe yakıştırılan genç, meslektaşlığa yakıştırılmadı. “Genç Meslektaşım” bile olmak zordu…
Haldun Dormen’in cenaze merasiminden kayıtlar düştü önüme, izledim. Bu yazıyı yazmaya o merasimde izlediklerim motive etti.
Sevenlerine başsağlığı ve taziyet dilerim. Oldukça eğlenceli bir insan ve büyük bir sanatçıydı. Türk tiyatrosu ve sanat camiası değerli bir sanatçısını ebediyete uğurladı bugün. Mağfiret dilerim Haldun hoca’ya!
“Hoca” sıfatının hakkını vermiş olduğunu bir kez daha anladım. “Seküler Türkiye”nin bütün “belli başlı” isimleri Haldun Dormen’i uğurlamak için katılmışlardı cenazesine. Görkemli bir kalabalık, alkışlarla yolcu etti ustalarını. Eminim minnetle ellerini açıp, Haldun hoca’ya dua eden öğrencileri de olmuştur.
Dormen’i mesleki başarıyla beraber, yetiştirdiği genç tiyatrocu ve sanatçılarla da hatırlayacağız. Çünkü “ocağına” gelmiş her kabiliyetli gence, yol göstermiş, yardımcı olmuş, desteklemiş; okul olmuş adeta genç kuşak meslektaşlarına.
Çok kıymetli değil mi bu?
Bir filozofun şu sözünü: “İnsanlar geleceklerine karar vermezler, alışkanlıklarına karar verirler. Alışkanlıkları da geleceklerine karar verir” ekleyeyim.
Buradaki “alışkanlık-gelecek” senkronizesi bir “usta” eliyle şekillendiğinde ne güzel mucizeler doğuyor.
İşte bu sağda örneklerine az rastladığımız ustalık, seküler elitler içinde bir itibar ve sorumluluk meselesi gibi. Bu bağlamda incelediğinizde siz de kıyas edin lütfen!
Ahmet Turan Alkan ve Haldun Dormen aynı gün vefat ettiler. Ahmet Turan bey; 4 gün önce Bursa’da üç-beş hatırlı dostu ve bir kısım sevenleri, aile efradı tarafından yolculandı. Mütevazi bir veda merasimiydi.
Dormen “politik duruş” noktayı nazarında akılda kalan bir figür olmadı hiç. Kalabalıklara karışan ufak tefek çıkışlarını saymazsak, iktidarlar ile “sorunlu” olmadı hiç. İnanmıyorsanız, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü’nün Teşvikiye Camii’ndeki hazır bulunuşuna bakın.
Alkan öyle değildi. Bir entellektüelin “olmazsa olmaz” düsturunca; muhalif kalarak yürüdü Hakka. Cezaevi gördü, yok sayıldı. Yıllarca kitaplarından para, dostluğundan paye kazananlar, ömrünün son yıllarında görmezden geldiler bu Anadolu münevverini.
Nerede durarak yapmış olursa olsun, Ahmet Turan bey, bu ülkenin namuslu bir fikir işçisi, muktedirlere boyun eğmemiş bir aydınıydı. Bir gün Türkiye, Cemil Meriç hizasındaki Ahmet Turan bey’i hayıflanarak hatırlayacaktır.
O’nun, Haldun Dormen gibi öğrencileri yoktu. O da sağın kısırlığından kendini kurtarıp, insan yetiştirememişti. Cenazesini sırtlayanlar, dostları ve ailesi oldu. Keşke Ahmet Turan bey’in yetiştirdiği öğrenciler olsa, onlar kaldırsaydı cenazesini…
Çünkü sağ siyaset de bir taziyeyi esirgedi ondan. Ali Babacan, Davutoğlu, Arıkan, Dervişoğlu vs. hepinize yazıklar olsun.
Mehmet Akif küskünlüğüyle giden Ahmet Turan bey’e sitemim; geride “el verdiği” öğrenci bırakmayışından olsun.
Kendisiyle hiç tanışmıyordum. Ortak arkadaşlarımız da yoktu. Ama tanış gibiydim, uzaktan uzağa. Mekânı Cennet olsun.
.
Güven Akıncı, dikGAZETE.com