- 30-01-2026 14:43
- 4593
HİKMET HADİS DEĞİL DERİN ANLAMA KABİLİYETİ
Hikmet, Kur’an’ı doğru kavrama kabiliyeti, ayetleri bağlamıyla anlama, İlahi ölçüyü hayata geçirme bilincidir.
***
Tarih boyunca Müslümanlar arasında en çok tartışılan konulardan biri de ayet metinlerinde geçen “Hikmet” kavramı yüklenen anlam olmuştur.
Bu ifade Kur’an’da birkaç yerde “Kitabı ve Hikmeti” şeklinde geçer:
“Rabbimiz! İçlerinden onlara senin ayetlerini okuyacak, onlara Kitabı ve hikmeti öğretecek ve onları arındıracak bir peygamber gönder. Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.” (Bakara, 129)
“Nitekim içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size Kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderdik.” (Bakara, 151)
“Andolsun ki Allah, mü’minlere büyük bir lütufta bulundu: İçlerinden onlara Allah’ın ayetlerini okuyan, onları arındıran, onlara Kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderdi. Oysa onlar daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.” (Âl-i İmran, 164)
“Allah sana Kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini öğretti. Allah’ın sana olan lütfu çok büyüktür.” (Nisâ, 113)
Bu ayetler aynı ilahî programı anlatır. Birlikte okunduğunda Kur’an, peygamberin görevini ve “Kitap ve Hikmet” ilişkisinin ne olduğunu kendi kendine açıklar.
Ayetlerde geçen ifadeler, Resullerin temel görevlerini açık biçimde ortaya koymuştur.
Yukarıda mealleri verilen ayetlerde ortak fikir olarak Resullerin görevi, “Ayetleri okumak, arındırmak, Kitabı ve Hikmeti öğretmek” şeklindedir.
Kur’an’da “Kitap” kelimesi hiçbir yerde hadis, rivayet, sözlü gelenek anlamında kullanılmaz.
Kur’an’a göre ayetlerde hikmet ise, kitabın doğru anlaşılması ve yerli yerince uygulanmasıdır.
Hikmet, “Kur’an’ı doğru kavrama kabiliyeti, ayetleri bağlamıyla anlama, İlahi ölçüyü hayata geçirme bilinci” demektir. Bu hususta Nisâ 113. Ayet çok açıktır. Ayette “Kitap” indiriliyor ve ardından “Hikmet” öğretiliyor. Burada hikmet, kitaptan bağımsız ikinci bir vahiy değil, Kitap sayesinde öğrenilen ilahî anlayıştır. Hikmet, kitabın içinde kazanılan bir yetkinliktir. Hikmet kavramına “Hadis” anlamı yüklemek aşırı zorlama bir yorumdur. Çünkü Bakara 151 ve Âl-i İmran 164. ayetlerde belirtildiği gibi “Hikmet her mü’mine öğretiliyor.” şeklindeki ifade, bunu imkânsız kılar. Hikmet yüzyıllar sonra derlenmiş hadis olsaydı her mü’mine hikmet öğretilmesi söz konusu olamazdı.
Kur’an’da “Hikmet” hiçbir zaman, “Peygamberin Kur’an dışı sözleri” diye tanımlanmaz. Bu iki kavramın “Kur’an ve Hikmet” şeklinde birbiri peşine gelmesi birinin metin (Kitap) birinin metni doğru anlama becerisi (Hikmet) olmasındandır.
Kitabı herkes okuyabilir. Hikmet, onu yanlış sapmadan anlayabilmektir. Bu yüzden Kur’an’da Kitap verilip, hikmet verilmeyenler eleştirilir ve Hikmet, Allah’ın büyük lütfu sayılır. “Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, ona gerçekten çok büyük bir hayır verilmiştir. Bunu ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.” (Bakara, 269)
Buradan şunu açık biçimde anlayabiliriz: Resullerin görevi, yeni din koymak değil, Kur’an’ı okumak, öğretmek, arındırmak ve doğru anlamayı öğretmektir. Hikmet, Kur’an’dan kopuk ikinci bir kaynak değil, aksine Kur’an’la kazanılan ilahî anlayıştır.
Yukarıdaki özet açıklamalardan sonra tarih boyunca Hikmet kavramı çerçevesinde dönen tartışmaları birkaç başlık altında kategorize edebiliriz.
Birincisi; “Hikmet” kavramına “Hadis” (Sünnet) anlamını yükleyen yaygın Sünni yorumdur. Klasik Sünni âlimlerin çoğu hikmeti, Peygamber’e verilen sünnet olarak yorumlamıştır.
Bunu yaparken gerekçe olarak da fikirlerini, “Ayetlerde, kitap zaten Kur’an ise, hikmet ondan farklı ama onu açıklayan bir şey olmalıdır. Peygamber sadece ayetleri okumadı, nasıl uygulanacağını da öğretti. Namazın rekâtları, hac menasiki gibi ayrıntılar Kur’an’da yok, uygulama ile geldi” şeklinde özetlediler.
Bu oldukça zorlama bir yorum olan yaklaşımda, “Kitap” Kur’an olarak anlaşılırken “Hikmet” ise Peygamber’in öğrettiği söz, fiil ve açıklamalar şeklinde özetlenen “Hadis-Sünnet” olarak kabul edilmiştir.
İkinci düşünce akımı ise hikmeti, “Doğru anlama ve yerinde uygulama yeteneği” olarak anlamışlardır. Özellikle dil ve bağlam merkezli çalışmalar yapan birçok müfessir, hikmeti daha genel bir anlamda şöyle tarif etmişlerdir:
“Hikmet, Kur’an’ı doğru anlama kabiliyeti, bilgiyi yerli yerinde kullanma, hüküm verirken adalet ve isabetli olma, İlahi mesajın hayata aktarılma bilincidir.”
Bu yoruma göre, Hikmet, metnin kendisi değil; metni hayata dönüştüren akıldır.
Nitekim bu husus Kur’an’da, “Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, ona gerçekten çok büyük bir hayır verilmiştir. Bunu ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.” (Bakara, 269) ayetiyle ortaya konmuştur.
Burada hikmet, açık biçimde ezber bir bilgi değil, derin kavrayış olarak ortaya konmuştur. Bu yorum, Kur’an ile uyuşan bir mahiyettedir.
Üçüncü anlayış ise hikmeti “Peygamberliğin pratik ve ahlaki boyutu” olarak ele almıştır.
Bazı klasik âlimler ise meseleyi, “Hikmet sadece hadis külliyatı değildir ama Peygamber’in örnekliği, ahlakı, uygulaması bu hikmetin içindedir. Hikmet, vahyin canlı hayata dönüşmüş hâlidir” şeklinde anlamışlardır.
Burada en önemli nokta, Kur’an’da hikmet hiçbir yerde “yazılı ikinci bir vahiy” diye tanımlanmamasıdır. Bu yorum sonradan gelenekçiler tarafında ileri sürülmüştür.
HİKMETİ SÜNNET SAYMANIN GETİRDİĞİ PROBLEMLER…
“Hikmet eşittir hadis ve sünnettir” yorumunu kabul eden klasik Sünni yaklaşımının dayandığı ayetlerden çıkardıkları anlamlar sorunludur.
“Rabbimiz! İçlerinden onlara senin ayetlerini okuyacak, onlara Kitabı ve hikmeti öğretecek ve onları arındıracak bir peygamber gönder. Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.” (Bakara, 129)
“Andolsun ki Allah, müminlere büyük bir lütufta bulundu: İçlerinden onlara Allah’ın ayetlerini okuyan, onları arındıran, onlara Kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderdi. Oysa onlar daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.” (Âl-i İmran, 164)
Bu ayetlerde ileri sürdükleri fikir, “Ayetteki kitap Kur’an ise, Hikmet ayrı bir öğretim yani Kur’an dışı vahiy olan sünnettir” şeklindedir. Bu yorumu savunanlar, Peygamber’in sadece metin aktarmadığını, öğretici ve rehber olduğunu vurgular. Ama burada ciddi sorunlarla karşılaşırlar.
Kur’an hiçbir ayette “Hikmet eşittir sünnet” ve “Hikmet, Peygamber’in Kur’an dışı sözleridir” dememiştir. Bu tür açıklamalar, zorlama olarak çıkarılan beşeri yorumdur, ayetin açık beyanı değildir. Çünkü Kur’an, Lokman 12. Ayette hikmetin peygamber olmayanlara da verildiğini beyan eder.
“Andolsun ki biz Lokman’a hikmeti verdik: ‘Allah’a şükret.’ Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim nankörlük ederse bilsin ki Allah zengindir, övülmeye layıktır.” (Lokman, 12)
Lokman, peygamber değildir. O hâlde bu ayete göre Lokman’a verilen hikmetin sünnet olması imkân dışıdır.
Yine sünnete dayanak yapılan ve mahiyetleri, sağlam olup olmadıkları tartışılan hadisler, Resulullah’tan 150-200 yıl sonra derlenmiş ve külliyat haline getirilmişlerdir. Peygambere isnat edilen hadisler, Resul’ün ölümünden sonra milyonlarca rivayet içinden eleme süreçlerinden geçirilerek insan emeğiyle derlenmiştir.
Bu gerçek nazara alındığında ayetlerdeki hikmetin hadis külliyatı olduğunu iddia etmek imkânsızdır.
Ayetlerdeki “öğretme” fiili “Kitabı ve hikmeti öğretiyor” şeklindedir. Hâlbuki hadis diye rivayet edilen metinlerin çoğu, bireysel bağlama bağlı sistematik öğretim şeklinde değildir. Bu ifade, daha genel ve kapsayıcı bir eğitimi çağrıştırır.
Kur’an’da hikmet, soyut değil, ahlakla, adaletle, basiretle birlikte anılır ve genellikle “derin kavrayış” anlamı taşır.
Bakara 269. ayette, “Hikmet verilen kimseye büyük bir hayır verilmiştir” denirken burada bahsi geçen kitapta, rivayet ve metin yoktur. Çünkü hikmet bilgelik, isabet ve basiret anlamındadır.
Peygamber bu hikmeti nasıl uygulamıştır. Bu hususta Hz. Âişe’nin kendisine sorulan, “Bize Resulullah’ı anlatır mısın?” şeklindeki soruya verdiği “Siz Kur’an okumuyor musunuz? Onun ahlakı Kur’an’dı” şeklindeki cevap çok anlamlıdır. Bu açıklama, hikmetin tanımının özeti gibidir.
Özetlemek gerekirse; “Hikmet eşittir Sünnet” demek, Kur’an’dan zorlanarak çıkarılmış dar bir beşeri yorumdur. Ayetler açık biçimde hikmeti, Kur’an’ın doğru anlaşılması, yerinde uygulanması ve ahlaki bilgelik boyutu olarak açıklar. Bu anlamda Sünnet, bu hikmetin bir parçası olabilir, ama tamamı değildir.
Kur’an, sünnete (hadislere) itaat emri veriyor mu?
Bu konu genelde “Peygamber size ne verdiyse onu alın, sizi neden yasakladıysa ondan kaçının.” (Haşr, 7) ayet üzerinden fikir yürütülerek Peygambere verilenin sünnet olduğu iddia edilmektedir. Hâlbuki bu ayet, ganimetlerin paylaşımı ve Medine’deki özel bir tarihsel olay bağlamında inmiştir. Ayet, evrensel bir hadis külliyatına değil o anda yaşayan Peygamber’in otoritesine işaret etmektedir.
Kur’an’da “Allah’a itaat eşittir Resule itaat” ayetleri çokça geçer. Ama bu ayetlerde kritik nokta şudur:
“Kur’an’da Resul, vahyi tebliğ eden ve uygulayan elçidir. Resule itaat, onun tebliğ ettiği vahye itaattir. Bu gerçeği Kur’an, ‘Resule düşen sadece apaçık tebliğdir.’ (Nur, 54) ayetiyle açıklar.” Yani Kur’an, Resulü vahiyden bağımsız bir yasa koyucu yapmaz. Resul, vahyin tebliğcisidir. Kur’an, “ileride derlenecek hadis kitaplarına kayıtsız şartsız itaat” emri vermez.
Kur’an, vahyi getiren elçiye yaşarken itaatten söz eder ki bu ikisi aynı şey değildir. Bu açıdan “Hadisler bağlayıcıdır” iddiası da temelsiz bir yorumdur.
Hadisçilerin ileri sürdüğü “Hadislerin tamamı vahiydir” fikri de Kur’an’dan referans alamaz. Çünkü hadis metinleri, insanlar tarafından toplandığı için zan ifade eder. Kur’an açık biçimde, “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme.” (İsra, 36), “Eğer bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah’a ve Resulüne götürün.” (Nisâ, 59) buyurur.
Bu ayetlerde Allah’a götürmek demek Resul’ün Kur’an’a uygun örnekliğine başvurmaktır. Rivayet edilen hadislerin metni Kur’an ile çatışmıyor ve rivayet edenleri de sağlamsa alınır. Burada ölçü, Kur’an’a aykırı olmaması, ahlaka, adalete, hikmete uygunluğu, Peygamberi insanüstü bir varlığa dönüştürmemesi ve tarihsel bağlamıdır. Bu durumlarda rehberlik değeri taşır.
Rivayet edilen metin, Kur’an’a aykırıysa, zulüm, ayrımcılık, akıl dışılık içeriyorsa, Peygamber’i vahiy dışı hüküm koyucu yapıyorsa asla bağlayıcı olamaz. Çünkü hadisler, vahiy değildir. Allah tarafından korunma altına alınmamıştır. Bunlar rivayet zinciriyle gelmiş ve peygambere isnat edilmiş insan ürünüdür.
Kur’an, vahyi getiren Resul’e itaati emreder. Bu anlamda Nebi 6236 kez Resul olma görevini yerine getirmiştir. Ancak Kur’an Nebilerin hata yapabileceğini de defalarca beyan eder. Bu hususta Nebiler bizzat Kur’an’da uyarılır. Abese suresinde gelen ama kişiye yüz çevirmesi eleştirilirken, Tevbe suresi 43. ayette “Allah seni affetsin! Doğru söyleyenler sana belli oluncaya ve yalancıları tanıyıncaya kadar niçin onlara izin verdin?” izin vermesinin hatalı olduğu beyan ediliyor. Tahrim suresi 1. ayette ise “Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek Allah’ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.” buyurarak helali kendine haram kılması hususunda uyarılıyor.
Bu Kur’an ayetleri bize Nebilerin insan olduğunu ve vahiy dışında hata yapabileceğini gösterir. Fakat Resul, vahyi getirirken ilahi koruma altındadır.
Kur’an’daki hikmet, hatasız olmak değil, yanlışa vahiy ile düzeltilmeye açık olmak demektir. Kur’an, bu yüzden “Resulü örnek alın” demiş ama mutlaklaştırılmamış bir konumda tutar.
Bu hususta, “Ben de sizin gibi bir insanım; bana sadece vahyediliyor” Kehf, 110) ayeti çok açıktır.
Bu hususta, özetlemek gerekirse şöyle diyebiliriz:
“Kur’an merkezdir; Resul, Kur’an’ın pratikte yaşayan örneğidir. Hikmet ise bu mesajın akıl, ahlak ve adaletle hayata taşınmasıdır.”
Burada akla, “Hadisler olmasa din yaşanamaz mı?” sorusu akla gelebilir. “Hadisler olmasa din yaşanamaz.” iddiası çok yaygındır ama Kur’an’la çelişen bir düşüncedir.
Kur’an bu hususta çok açıktır.
“Size din olarak İslam’ı seçtim ve dininizi kemale erdirdim” (Maide, 3)
“Biz bu Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık” (En‘am, 38),
“Bu Kur’an, her şeyi açıklayıcıdır” (Nahl, 89)
Eğer din, hadisler olmadan yaşanamaz olsaydı Kur’an eksik olurdu. Ama Kur’an kendini, “tam, yeterli, eksiksiz, mükemmel ve hidayet rehberi” olarak tanımlıyor. Din, Kur’an’dadır.
Kur’an ibadetlerin ilkesini koyar. Şeklini ise toplumlara ve zamana bırakır. Mesela namaz, Kur’an’da vakitleri, kıyamı, kıraati, rükû ve secdesiyle vardır. “Kur’an’da namaz yoktur” demek Kur’an’a iftiradır. Namazın farzları Kur’an’dadır. Kur’an’da olmayan bir şey farz olamaz.
Sonuç olarak, hadisler olmadan iman ve temel ibadet bilinci mümkündür. Hadislerin ravisi sağlam ve metni de Kur’an’a aykırı değilse dinin yaşanmasını kolaylaştırır, ama şart değildir.
Kur’an, genel ilkeleri vermiş ama ayrıntıya girmemiştir. Resulden sonra oluşan mezhepler, “Kur’an’daki bu ilkeleri somut hayatta nasıl uygularız?” sorusuna cevap üretme çabasından doğmuştur. Ancak başlangıçta mezhepler sadece yorumdu ve zorlayıcı değildi. Zamanla bu yorumlar, mutlak hakikat haline dönüştürüldü. “İçtihatlar (mezhepler) eşittir Din” diye kabul edildi. Âlimler dokunulmaz otoriteler haline getirildi. Kaynağı beşeri yorumlar olan mezhepler, hadis ve fıkıh din haline getirdi. Dinin tek kaynağı olan Kur’an, geri plana itildi. Hâlbuki Kur’an bu hususta insanları, “Onlar dinlerini parça parça ettiler.” (Rum, 32) diyerek ikaz etmişti. Bu ayet, din konusunda bölünmeyi, mezhepçiliği ve fırkalaşmayı açık bir şekilde eleştirir ve müminleri bundan sakındırır. Din, bir grubun, mezhebin veya cemaatin tekelinde değildir. Din, Allah’ın indirdiği Kur’an’ın kendisidir.
Burada zihinlere “Kur’an neden ayrıntıya girmedi?” sorusu gelebilir. Çünkü Kur’an, zamana bağlı bir kitap değil, her çağa hitap etmek istedi.
Kur’an, adalet, niyet, takva, hikmet gibi evrensel ilkeler koydu.
“Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez” (Bakara, 185)
Bu hususta özetlemek gerekirse, Din, Kur’an ile tamamlanmıştır. “Dininizi kemale erdirdim.” (Maide, 3) “Dininizi Allah’a has kılarak ibadet edin.” (Zümer, 3) gibi ayetler çok açıktır.
Kur’an’ın dinin esas kaynağının kendisi olduğunu açıklarken ayrıntıdan kaçması bilinçli bir ilahi tercihtir. Resul, Kitabın pratikteki örneği, hikmet ise doğru anlama ve uygulama bilincidir.
Kur’an, Müslümanlıkta tek ve mutlak ölçüdür. Kur’an’ın bu hususta kendini tanımlarken kullandığı ifadeler çok belirleyicidir:
Kur’an hidayet rehberidir: “İşte bu Kitap; onda hiçbir şüphe yoktur. O, takva (sorumluluk şuuru) sahipleri için bir hidayettir.” (Bakara, 2)
Kur’an ölçüyü koyar, Furkan’dır: “Kur’an, insanlar için bir hidayet, hidayetin açık delilleri ve hakkı batıldan ayıran bir ölçüdür” (Bakara, 185)
Kur’an açıklayıcıdır: “Sana bu Kitabı her şeyin açıklaması, bir hidayet, bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik” (Nahl, 89)
Kur’an hüküm vericidir: “Sana bu Kitabı hak ile indirdik; kendinden önceki kitapları doğrulayıcı ve onların üzerine bir ölçü/denetleyici (müheymin) olarak. Öyleyse aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet; sana gelen haktan saparak onların heveslerine uyma. Sizden her biri için bir şeriat ve bir yol belirledik.” (Maide 48), “Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet.” (Maide, 49)
Kur’an yeterli bir kitaptır ve eksiksizdir: “Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” (En‘am 38)
Yukarıda meallerini verdiğimiz ayetlerde asla “Kur’an + başka kaynaklar” demiyor. Kur’an, tek ölçü olarak kendisini gösteriyor. Kur’an bunu yaparken Peygamberin yerini de tespit ediyor.
Kur’an’a göre Peygamber, vahyi tebliğ eder, vahyi yaşar ve vahyin ilk muhatabıdır. Ama asla vahiy dışı sözleri din haline getirmez. Kur’an’ı aşan hükümler koymaz. Kur’an bunu bizzat peygamberin dilinden, “Ben sadece bana vahyedilene uyarım” (En‘am, 50) şeklinde açık biçimde ortaya koyar.
Resulullah, Kur’an’a uydu ve insanları da Kur’an’a uymaya, “Kur’an Müslümanı” olmaya davet etti. Bu anlamda özellikle günümüzde kullanılan “Kur’an Müslümanlığı” asla “Hadis düşmanlığı” ve “Peygamber’i yok saymak” değildir. Aksine “Herkes kafasına göre din uyduramaz. Kur’an, tek bağlayıcı kaynak.” demektir.
Din, hadis külliyatına bağlı olarak var olmamıştır. Öyle olsaydı Resul bizzat onları da Kur’an gibi yazdırırdı.
Hadisler dinin kaynağı ise neden Resulullah hadisleri yazdırmadı? Haşa yoksa görevini yerine mi getirmedi? Hâlbuki Kur’an böyle bir durumda görevini yerine getirmeyecek olan Resulü şöyle tehdit etmişti:
“Eğer (Peygamber) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, onu mutlaka kudretimizle yakalardık, sonra da onun şah damarını mutlaka koparırdık” (Hâkka, 44–46)
Bu ayet, açık biçimde peygamberin Kur’an dışında dine hiçbir şey ekleyemeyeceğinin en kesin delillerindendir. Çünkü Kur’an’a göre Peygamber vahyi eksiksiz iletmekle yükümlüdür ve kendi sözünü Allah’a isnat edemez.
Burada, “Hadislerle Kur’an çelişirse ne yapılmalı?” sorusunun cevabını doğru vermek çok önemlidir. Bu soru, aslında dinin merkezini nereye koyduğunu gösterir.
Kur’an bu konuda ölçüyü çok net ortaya koymuştur:
“Size Rabbinizden indirilene uyun” (A‘râf, 3)
“Bu Kur’an, her şey için ölçüdür” (Furkan, 1)
Hadisler vahiy değildir. Hiçbir hadis kitabı, Kur’an seviyesinde olamaz. Kur’an’a uyan hadis alınır, uymayan terk edilir. Bu ilke, Peygamber’i, dini ve aklı korur. Aksi hâlde, Peygamber’e zulmedilir, din çelişkiler yumağı olur ve Kur’an işlevsizleşir. Çünkü Kur’an’a rağmen din olmaz. “Hüküm yalnızca Allah’ındır” (Yusuf, 40)
Ne yazık ki kaynağı sağlam olmayan bazı rivayetlerde, Peygambere isnat ettirilerek Kur’an’da olmayan cezalar koymuşlar, helali-haramı genişletmişlerdir. Bu anlayış, Kur’an’a doğrudan aykırıdır.
Kur’an, “Aklınızı kullanmaz mısınız?” diye defalarca sorar. Akla savaş açan din, Kur’an’ın dini olamaz. Kur’an, kendisine rağmen konuşan hiçbir rivayeti kabul etmez. Bu yaklaşım, Peygamber’i küçültmez. Aksine, Peygamber’i korur. Peygambere, Kur’an’ın yüklediği misyonu açıklar. Esas küçültme, Peygamber’e söylemediği sözleri söylemiş gibi isnat etmek ve misyonundan saptırmaktır.
Kur’an’ın çizdiği Peygamber profili çok nettir:
“De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.” (Ahkaf, 9)
“De ki: Ben size Allah’ın hazineleri benim demiyorum, gaybı da bilmem” (En‘am, 50)
“Ben de sizin gibi bir beşerim; bana vahyediliyor” (Kehf, 110)
Kur’an, Peygamberi ilahlaştırmaz, hata ihtimalinden muaf tutmaz, vahiy üstü yapmaz. Ama örnekliğini yüceltir. Asıl yüceltme, O’nu Kur’an’a sadık bir elçi olarak görmek ve insani yönünü kabul edip, ulaşılabilir örnek kılmak ve yanlış isnatlardan temizlemektir. Peygamberin, her sözü vahiy kabul edilir ve her dediği din yapılırsa örnek olmaktan çıkar, putlaştırılmış bir figüre dönüşür. Bu, peygamberi yüceltme değil, tahrif olur. Bunu Yahudiler, Üzeyir peygamberi, Hıristiyanlar ise İsa peygamberi haşa “Allah’ın oğlu ve ortağı” yaparak vahiyden sapmışlardır.
Burada akla, “Kur’an merkezli ibadet nasıl olur?” sorusu gelebilir.
Kur’an, ibadeti iki katmanda ele alır:
Birincisi sabit farzlardır.
Kur’an’da açık biçimde “Namaz, Oruç, Zekât, Hac ve benzeri ibadetler vardır. Bu ibadetlerin ana çerçevesi (farzlar) Kur’an’da çizilmiştir ve bunlar olmazsa ibadet olmaz.
Ancak uygulama biçimini esnek bırakmıştır. Kur’an, “Namaz 4 rekât olacak, şu duayı aynen okuyacaksın, şu hareket milimetrik şarttır.” demez. Çünkü Kur’an’a göre ibadet şekil değil, yöneliştir. Kur’an, bu hususu çok net söyler:
“Onların ne etleri ne kanları Allah’a ulaşır; O’na ulaşan sizin takvanızdır” (Hac, 37)
Kur’an merkezli ibadet, bilinçlidir ve niyetlidir. Ahlak üretir. İnsanı her türlü kötülükten alıkoyar.
“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sarılın, ayrılığa düşmeyin” (Âl-i İmran, 103)
Kur’an açık biçimde, mezhebe, tarikata, rivayet ekolüne değil, kendisine sarılmayı birlik ve kurtuluş sebebi olarak gösterir.
Kur’an merkezlilik, “tek tip insan” üretmez ama tek referans üretir.
“Onlar Kur’an’ı gereği gibi düşünmüyorlar mı?” (Nisâ, 82)
Yukarıdan beri özetlemeye çalıştığımız gibi İslam dininin tek yanılmaz kaynağı Kur’an’dır. Kur’an’da din adına her şey ortaya konmuştur. Birilerinin dinde olmayan görevler vererek Peygamberlere “Paralel bir din” ürettirmeleri, İslam dininin esas kitabı olan Kur’an’ı ve anlama bilinci olan hikmeti anlamamanın neticesidir.
Rehber Kur’an’dır: “İşte bu Kitap; onda hiçbir şüphe yoktur. O, takvâ sahipleri için bir hidayet rehberidir” (Bakara, 2)
.
Selim Çoraklı, dikGAZETE.com