- 08-02-2026 08:08
- 505
Zarafetin dayanılmaz gücü
Zarafet kendini savunmaz.
Çünkü savunulacak bir alan açmaz; zaten işgal etmez. Bir odaya girdiğinde sesini yükseltmez, yer kaplamaz, iddia koymaz. Ve fakat o odaya girdiği anda, fark edilmeden bir şey değişir. İnsanlar omuzlarını indirir, kelimelerini seçer, seslerini ayarlar. Zarafet tam olarak budur: Bir varoluşun, hiçbir şey talep etmeden çevresini eğitmesi.
Zarafet kırılgandır denir; oysa kırılgan değildir, incinebilirdir.
Bu ikisi sıklıkla karıştırılır. İncinebilir olmak zayıflık değildir; temas kurabilme yeteneğidir. Zarif insanın canı yanabilir ama can yakmaz. Çünkü o, dünyanın hoyratlığına benzememeyi seçer. Ne var ki tam da bu yüzden yanlış anlaşılır. Güç, çoğu zaman sertlikle karıştırılırken; zarafet, gücün en sessiz ve en rahatsız edici biçimi olarak ortada kalır.
Bilgelik, zarafete sonradan eklenen bir süs değildir.
Zarafet zaten bilgelikle başlar. Ne zaman susacağını ne zaman konuşacağını, neyi büyütüp neyi küçülteceğini bilir. Bu yüzden sınır, zarif insanda yüksek sesle çizilmez. Aksine, geri çekilerek belirir. Zarif insanın “hayır”ı bağırmaz ama kesinleşmiştir. Ve bu kesinlik, çoğu zaman en sert duvardan daha sağlamdır.
Zarafeti soyadıyla, parayla, kalabalıklarla karıştırırlar.
Oysa kalabalıklar zarafeti taşıyamaz; ancak taklit edebilir. Zarafet miras kalmaz, satın alınmaz, çoğaltılamaz. Uzun suskunluklardan, içe atılmış cümlelerden, başkasını incitmemek için defalarca geri durmaktan doğar. Belki de bu yüzden nadirdir. Ve nadir olan her şey gibi, kolayca harcanır.
Dünya, zarafeti sever gibi yapar ama ona uzun süre dayanamaz.
Çünkü zarafet dünyanın hızını düşürür. Onu kendine bakmaya zorlar. Kaba olanın kabalığını, acele edenin aceleciliğini görünür kılar. İşte tam da bu nedenle zarif insana “fazla” denir. Fazla hassas, fazla ince, fazla politik… Oysa fazla olan zarafet değil; dünyanın sabırsızlığıdır.
Zarif insan kendini korumaya aldığında zarafet kaybolur sanılır.
Bu bir yanılgıdır. Zarafet sertleşerek değil, yer değiştirerek korunur. Kabuk bağlamaz; geri çekilir. Çünkü zarafet, bulunduğu mekânla değil, olduğu hâlle yaşar. Nereye giderse gitsin, kendisiyle birlikte o sessiz düzeni de taşır.

Ve şimdi dünyaya soralım:
Kırmadan var olabilen, bağırmadan direnen, incinebilir olduğu hâlde yıkılmayan bir güce neden bu kadar tahammülsüzüz; yoksa bizi asıl huzursuz eden, zarafetin bizden hiçbir şey istemeden bizi değiştirmesi mi?
.
Arzu Leyal, dikGAZETE.com