Maçın geneline baktığımızda sahada istek ve arzulu olan ön plandaydı. Beşiktaş saha ve seyircinin önünde oynama avantajını iyi kullandı. ‘Bu maç benim için toparlanma fırsatı, değerlendirmem gerek’ dedi ve dediğini de sonuca yansıttı.
Apaçık gördük ki kazanmayı en çok isteyen ekip Beşiktaş’tı. Mücadeleyi yöneten Mete Kalkavan’ın başlama vuruşu ile oyun üstünlüğünü ele geçiren ve rakip kalede daha çok gol arayan taraf oldu.
Madalyona bir de tersten bakalım... Beşiktaş kolay kazanmadığı gibi, Galatasaray’da kolay teslim olmadı. Böyle bir tablonun ortaya çıkmasında her iki ekibin ‘bariz’ hata ve ‘beceri’ gösteren oyuncuların payı oldukça fazlaydı.
Brezilyalı kaleci Muslare olmasa, özellikle maçın ilk 45 dakikasında ‘çaresizliği’ yerine, hezimetini konuşuyor olacaktık. Sadece ilk yarıda mı? Tabii ki 'hayır'.
Galatasaray’da Muslare ne kadar formasını ıslatıp, hak ettiği alkışı alıyor ise, diğer oyuncular da futbolun gerekliliğini yerine getirmek yerine, ‘çaresizleri’ oynamak gibi bir 'lükse' bürünüyor. İlerisi adeta ‘potansiyel’ tehlike…
Sadece Muslera’mı? Değil tabii. Maçta önem kazanan diğer isim Beşiktaş’ın kalesini koruyan Günay. ‘Tolga neden kalede yok (!) ’ tartışmalarının içerisinde öyle hatalı bir gol yedi ki ‘Olimpiyat Aslan’a umut oldu’ adeta…. *
Yıldız golcü dediğin çıkar sahneye, kalecilerin başarı ve başarısızlığını telafiye kalkışır. Gecenin o isimleri mi? Gökhan ve Gomez… Kartal’ın hedefe uçuranlar….
'Bu işin şansızlığı' anlayışı değil, beceriksizliği geriye kalıyor. Böylelikle Heyecanın 23 öncesinde tükendiği, gerçeklerin ise zaman aşımından ‘masala’ dönüştüğü, bitik bir ruh hali de böylelikle onaylanmış oluyordu...
‘Ne olur canım! Madem Şampiyonlar Ligi yok, varsın Süper Lig’de olmayı versin!’ dersek kimse ne alınsın ne de gücensin. Çünkü, UEFA efsanesinin günümüze esinlenen-uyarlanan mısralarında bu gerçekler okunuyor artık.
***** Twitter-facebook: ahmetgulumseyen
.film{text-align: center; display: table-column;}