?>

Avrupa’nın Türkiye’ye dönüşünün nedenleri enerji, güvenlik ve askerî gerçeklik

Ömür Çelikdönmez

13 saat önce

Avrupa’nın Türkiye’ye dönüşünün nedenleri enerji, güvenlik ve askerî gerçeklik

Brüksel, savunma stratejisini yeniden gözden geçirirken Avrupa’nın güvenlik mimarisinde Türkiye’ye daha görünür ve işlevsel bir rol vermeyi tartışmaya açmış durumda. Bugüne kadar Ankara’nın AB üyeliğini engellemek için ipe un seren, bin dereden su getiren Avrupa Birliği, yaşanan jeopolitik kırılmaların ardından adeta bir “stratejik aydınlanma” yaşayarak Türkiye seçeneğini yeniden güncellemek zorunda kalmıştır.
Bu yön değişikliğinin arkasında birden fazla neden bulunmaktadır. Bunlardan ilki, ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa Birliği’ni Ukrayna savaşı bağlamında Kiev ile Moskova arasında varılacak bir anlaşmaya karşı çıkmamaya zorlayan yaklaşımıdır. Washington’un Avrupa güvenliğini ikincil plana iten bu tutumu, AB’yi kendi askerî ve stratejik kapasitesini sorgulamaya sevk etmiştir. Trump yönetiminin Grönland’ı açıkça ABD’nin yeni bir eyaleti hâline getirme yönündeki söylemleri ise Avrupa açısından transatlantik ilişkilerin artık mutlak bir güvenlik şemsiyesi sunmadığını gözler önüne sermiştir.
Diğer önemli bir etken ise Avrupa Birliği’nin, savaş sonrası Ukrayna’nın güvenliği ve istikrarı konusunda Türkiye’yi kilit bir ortak olarak görmeye başlamasıdır. Karadeniz dengeleri, NATO içindeki askerî ağırlığı, sahadaki operasyonel tecrübesi ve diplomatik arabuluculuk kapasitesiyle Türkiye; AB açısından artık “göz ardı edilebilir bir aday” değil, Avrupa güvenliğinin sürdürülebilirliği açısından vazgeçilmez bir aktör olarak konumlanmaktadır.

Türkiye kilit ve güçlü ülke…

Türkiye; iklim değişikliğiyle mücadele, göç yönetimi, güvenlik, terörle mücadele ve ekonomik istikrar gibi alanlarda Avrupa Birliği’nin vazgeçilmez ve kilit stratejik ortaklarından biridir. Özellikle Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) coğrafyasında sahip olduğu tarihsel derinlik, jeopolitik konum ve çok boyutlu diplomatik kapasite sayesinde Türkiye, yalnızca bir bölge ülkesi değil; denge kuran, yön veren ve sahayı şekillendiren etkili bir jeopolitik aktördür.

Bununla birlikte Türkiye’nin Orta Asya Türk Cumhuriyetleriyle geliştirdiği kurumsal, ekonomik, kültürel ve güvenlik temelli ilişkiler; Ankara’yı Doğu ile Batı arasında stratejik bir bağlayıcıya dönüştürmektedir. Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında derinleşen iş birliği, Türkiye’nin Avrasya’daki nüfuz alanını genişletirken; enerji hatları, ulaştırma koridorları ve bölgesel güvenlik mimarisi üzerinden Türkiye’nin jeostratejik ağırlığını artırmaktadır.
Türkiye’nin son yıllarda hızla gelişen yerli ve millî savunma sanayii ise bu stratejik kapasitenin askerî ayağını oluşturmaktadır. İnsansız hava araçları, hava savunma sistemleri, deniz platformları ve elektronik harp kabiliyetleriyle desteklenen Türk Silahlı Kuvvetleri; yüksek operasyonel tecrübesi, caydırıcılığı ve çok cepheli harekât yeteneğiyle yalnızca NATO içinde değil, yakın coğrafyada da belirleyici bir güç konumundadır. Bu askerî kapasite, Türkiye’nin diplomatik etkisini sahada somut sonuçlara dönüştürebilen nadir ülkelerden biri olmasını sağlamaktadır.

AB’nin Türkiye perspektifi neden değişti?

Ukrayna savaşı sonrasında Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye bakışı köklü biçimde değişmiştir. Bu değişim, diplomatik bir yumuşama ya da geçici bir siyasi manevra değil; enerji güvenliği, askerî kapasite ve jeopolitik zorunlulukların dayattığı bir gerçekliğin sonucudur. Brüksel, uzun süre mesafeli durduğu Ankara’yı artık Avrupa güvenlik mimarisinin dışında tutamayacağını kabul etmektedir.
Savaş, Avrupa’nın enerji alanındaki zayıflıklarını açık biçimde ortaya koymuştur. Rus gazına olan bağımlılık, Kuzey Akım hatlarının devre dışı kalmasıyla ciddi bir kriz yaratmış; LNG ithalatı ise pahalı, sınırlı ve ABD’ye bağımlı bir çözüm olarak kalmıştır. Yenilenebilir enerji hedefleri kısa vadede arz güvenliğini sağlayamamış, Avrupa’yı enerji açısından kırılgan bir konuma sürüklemiştir. Bu koşullarda enerji, teknik bir mesele olmaktan çıkmış ve doğrudan güvenlik meselesine dönüşmüştür.
Türkiye bu noktada Avrupa için vazgeçilmez bir konumdadır. Hazar havzası, Orta Doğu, Doğu Akdeniz ve Rusya kaynaklı enerjinin Avrupa’ya taşınmasında Türkiye’nin coğrafi ve siyasi konumu alternatifsizdir. TANAP, TürkAkım ve Bakü-Tiflis-Ceyhan gibi hatlar, Türkiye’yi enerji üreten değil ama enerji akışını yöneten bir ülke haline getirmiştir. Kriz dönemlerinde bu tür bir kontrol gücü, tedarik miktarından çok daha stratejik bir anlam taşımaktadır.
Karadeniz ve Boğazlar üzerindeki denetim de Avrupa’nın enerji güvenliği açısından kritik önemdedir. Karadeniz’den çıkan petrol ve diğer enerji kaynaklarının dünya pazarlarına ulaşması Türkiye’nin kontrol ettiği geçiş yollarına bağlıdır. Montrö Sözleşmesi çerçevesinde sağlanan bu denetim, yalnızca askerî geçişleri değil, enerji taşımacılığının güvenliğini ve sürekliliğini de etkilemektedir. Ukrayna savaşı sonrası Karadeniz’in güvenliği konusu, bu nedenle Avrupa için Türkiye’siz düşünülemez hale gelmiştir.

Enerji boyutunun yanında Türkiye’nin askerî gücü de Brüksel’in stratejik hesaplarında belirleyici bir yere oturmuştur. NATO’nun en büyük kara ordularından birine sahip olan Türkiye, sahada hareket kabiliyeti, operasyon tecrübesi ve savunma sanayii altyapısıyla öne çıkmaktadır. Ukrayna’ya barış gücü gönderme ihtimali, Ankara’yı yalnızca diplomatik değil, fiilî bir güvenlik aktörü haline getirmektedir. Enerji hatlarının, limanların ve kritik altyapıların korunması, askerî güç olmadan sürdürülebilir değildir ve Avrupa bunu net biçimde görmektedir.
Ukrayna’nın savaş sonrası yeniden inşası da Türkiye’nin önemini artırmaktadır. Yıkılan enerji altyapısının onarılması, iletim hatlarının güvenliğinin sağlanması ve ülkenin Avrupa enerji sistemine entegre edilmesi, Türkiye’nin lojistik, mühendislik ve askerî kapasitesi olmadan zor görünmektedir. Bu durum, Ankara’yı sürecin kenarında duran bir ülke değil, doğrudan uygulayıcı ve dengeleyici bir aktör haline getirmektedir.
Bu tablo, Avrupa Birliği’nin uzun süre öne çıkardığı “demokratik gerileme” eleştirilerinin neden geri plana itildiğini de açıklamaktadır. Enerji arzı, askerî güvenlik ve jeopolitik denge söz konusu olduğunda normatif söylemler ikinci plana düşmektedir. Bu, Avrupa açısından bir çelişki değil; kriz dönemlerine özgü sert bir gerçekçiliktir.
Sonuç olarak Avrupa’nın Türkiye’ye yönelimi bir tercih değil, zorunluluktur. Enerji akışının güvenliği, Karadeniz ve Ukrayna merkezli yeni güvenlik düzeni ve askerî caydırıcılığın sahada karşılık bulması Türkiye olmadan mümkün değildir. Brüksel, stratejisini gözden geçirirken idealist söylemlerden çok gerçeklere bakmakta ve bu nedenle rotasını yeniden Ankara’ya çevirmektedir.

Türkiye AB açısından vazgeçilmez bir aktör…

AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos, geçtiğimiz Cuma günü Ankara’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile bir araya geldi. Görüşmelerin ana gündem maddesini Gümrük Birliği’nin modernizasyonu oluştururken, Türkiye ile Avrupa Birliği’nin Orta Asya, Kafkasya ve Karadeniz hattı üzerinden yürütülecek bağlantısallık projelerinde daha yakın iş birliği yapma kararı aldığı görüldü. Bölgesel çatışmaların yoğunlaştığı, güvenlik kaygılarının öne çıktığı bir dönemde gerçekleşen bu ziyaret, Kos’unTürkiye-AB ilişkilerinde yeni bir bakış açısına ihtiyaç var” mesajıyla dikkat çekti.

Brüksel’den Ankara’ya yapılan bu temas, Avrupa Birliği’ninMade in Europe” stratejisi kapsamında sanayi üretimini güçlendirmeye çalıştığı; ABD Başkanı Donald Trump’ın ekonomiden güvenliğe uzanan politikalarının alışılmış iş yapma biçimlerini zorladığı ve Avrupa başkentlerinde stratejik belirsizlik yarattığı kritik bir döneme denk geldi. Bu bağlamda Ankara ziyareti, yalnızca ikili ilişkiler açısından değil, Avrupa’nın değişen küresel güç dengelerine verdiği bir yanıt olarak da okunuyor.
Türkiye, 1987’den bu yana Avrupa Birliği’ne aday ülke konumunda bulunuyor; resmi adaylık statüsü ise 1999 yılında tanındı. Ancak Türkiye’nin Birliğe entegrasyonu fikri, yıllar içinde coğrafi, tarihsel, jeopolitik ve kültürel tartışmaları da beraberinde getirdi. Otuz yılı aşkın süredir devam eden müzakere süreci, Brüksel ile Ankara arasındaki ilişkinin ne denli karmaşık ve çok katmanlı olduğunu ortaya koyarken, aynı zamanda Avrupa-Türkiye hattındaki diplomatik fay hatlarını da görünür kıldı.
Bugün gelinen noktada ise Türkiye, iklim değişikliğiyle mücadele, göç yönetimi, güvenlik, terörle mücadele ve ekonomi gibi alanlarda Avrupa Birliği’nin kilit stratejik ortaklarından biri olarak öne çıkıyor. Özellikle Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesinde sahip olduğu jeopolitik konum, kriz yönetimi kapasitesi ve diplomatik ağırlık, Türkiye’yi AB açısından vazgeçilmez bir aktör hâline getiriyor.
Bunun yanı sıra Türk Silahlı Kuvvetleri’nin caydırıcı gücü, Boğazlar üzerindeki stratejik kontrolü ve Ukrayna’ya barış gücü gönderme iradesi, Türkiye’nin Avrupa güvenlik mimarisindeki jeopolitik değerini daha da artırıyor.

.

Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com

омюр челикдёнмез, Дикгазете

Seçilmiş Kaynakça

https://x.com/i/status/2019800814932447695

https://www.bbc.com/turkce/articles/c8rmr5d7mgvo
https://www.eeas.europa.eu/turkey/european-union-and-turkey_en?s=230
https://www.dw.com/tr/ab-komiseri-ankarada-gümrük-birliği-tarttışıldı/a-75845661

https://www.cidob.org/publicaciones/turkey-and-european-union-difficult-critical-relationship

https://www.touteleurope.eu/l-ue-dans-le-monde/adhesion-de-la-turquie-a-l-union-europeenne-ou-en-est-on/

YAZARIN DİĞER YAZILARI